İçeriğe geç

Evet, binlerce ilim erbabı, farklı seviyelerde de olsa, Kur’ân’dan istifade etmekte ve kendini Kur’ân’ın şemsiyesi altında görmektedir. Kimyager, Kur’ân’ı sadece kendine hitap eden bir kitap gibi dinleyebilir. Sadece o mu? Elbette hayır. Fizikçi de, astronom da, biyolog da, hatta matematikçi de, hendeseci de… Kur’ân’ı kendilerinin diliyle konuşuyor gibi dinleyebilirler. Bir ziraatçiye göre Kur’ân, âdeta baştan sona ziraatten bahsetmektedir. Mahir bir hekime göre Kur’ân, hastalıkların teşhis ve tedavisine yeni ufuklar açan mükemmel araştırma merkezlerinden daha mükemmel, saydam, nuranî, konuşan, aydınlatan ve yol gösteren bir merkez gibidir. Diğer ilim dalları için de aynı şeyler söylenebilir. Demek ki, elinde saban çift süren köylü de, gökleri elindeki düğmeye basarak fetheden ilim adamı da Kur’ân’ın muhatabı olabilmektedir.

İşte, bu derinlerden derin keyfiyetiyle Kur’ân, bizlere ahvâle göre ders vermektedir. Bunun yanı sıra Kur’ân, ansiklopedik tarzda her ilimden bahsetmekle birlikte bir ansiklopedi de değildir. Onun yegâne gayesi insandır; onu kolundan tutarak yerden semaya, oradan da ebedîliğe yükseltmeyi hedefler. O, bütün bunları yaparken aynı zamanda bir usûl de öğretmektedir. Bu televvünâtı Kur’ân’da yaşayan, gören bir tebliğ adamı ve mürşit, daima muhatabının durumunu, seviyesini göz önünde bulundurmalı ve konuşacaklarını ona göre konuşmalıdır. Bu iş zor olmakla beraber son derece faydalı ve o nispette de zarurîdir.

Mutlaka ağırbaşlı görünmek için, müphem, muğlak ve felsefe yüklü konuşmayı âdet hâline getirenler, büyük bir yanılgı içindedirler. Çünkü irşadda mühim olan, verilen mesajın muhataplarca en güzel şekilde alınmasıdır. Bu da mesajın mümkün olduğu kadar açık, net ve pürüzsüz olarak verilmesine bağlıdır. Evet, konuşmalar, her seviyede insanın kolayca anlayabileceği bir üslûpla yapılmalıdır.

145