15. İlim ve akıl, sadece rasyonaliteye, maddeye ve atomun hareketlerine mahsus ve münhasır kılınamaz. Şundan ki, her şeyden önce akla sahip olup, ilim yapan insan madde ve cesetten ibaret değildir. İnsanın maddesine bakan, binlerce âlemden sadece biridir. Mucizeleri aklına sığdıramayan, ilmî gelişmeleri biraz olsun takip edip, ilim çevrelerinde olup bitenlere vâkıf bulunsa, o zaman, serseri bir meteor gibi boşlukta gezip duran aklı da tam yörüngesine oturtacaktır.
İnsanda ruh vardır ve bu ruhun da anlaşılamayan pek çok fonksiyonu mevcuttur. Ve bugün ruhla ilgili çalışmalar, ilmî mahfillerin başlıca uğraşılarından biri hâline gelmiş bulunmaktadır. Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerine inmiş olup, göz ise mâneviyatta kördür. Mucizeleri inkâr edenler, belki de dine karşı yabanîlik ve tedirginliklerinden böyle bir yola başvurmaktadırlar. Ama düne hükmettiği gibi, gelecekte de gönüllere hükmedecek olan sadece dindir.
16. Modern ilimler, çok defa dün “yanlış” dediğine bugün “doğru”, “doğru” dediğine ise “yanlış” diyebilmektedir. Bugün doğru kabul edilenin yarın yanlış, yanlış kabul edilenin de doğru olmayacağını kimse garanti edemez. Sonra, ilmin bugün açıklayamadığı madde, sebep ve kanunlar ötesi pek çok meseleyi “İlim yarın açıklayacaktır.” diye bekleyip inkâr edememe karşısında, geçmişte olup biten hâdiseleri, “Mümkün değil.” diye inkâra yeltenmek hiçbir akıl ve mantıkla izah edilemez. Neden “mucizeler” için de “Bunlar bizi, aklımızı, düşünce ve tecrübe sınırlarımızı aşar.” deyip daha yumuşak yaklaşmıyoruz!