İçeriğe geç

Evet, işte böylece, kendimizde ve kâinatta nimetlerini, terbiye ve bize yakınlığını gördüğümüz Allah’ı eserleriyle de müşâhede ediyor ve verilen bu şuur ölçüsünde cemaat mefhumunu da kavrıyor, sonra da bütün hissiyat ve iç dünyamızı, bütün mülk ve melekûtumuzu bir araya getirip bütün benliğimizle إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ diyoruz. Böylece, Cenâb-ı Hakk’a karşı, O’nun azamet ve ululuğuna ferdî ubûdiyetle mukabelede bulunamayacağımızı.. ve O’na ancak cemaat hâlinde arz-ı ubûdiyette bulunabileceğimizi düşünüyor ve vicdan-ı umumînin aks-i sadası gibi “Biz, biz!” diyoruz.

Evet, O Allah ki, zerrelerden kürelere kadar her şeyi terbiye etmekte ve bize her an Rahmâniyet ve Rahîmiyetini göstermektedir. Biz de O’nun bu azametine karşı teker teker kulluk yapamayacağımız için bir araya geliyor ve bir imamın arkasında saf bağlıyoruz.. sonra yerküreyi de saf bağlamış kabul ediyor ve daha sonra asırları aşıyor ve bizden evvelki asırlara ulaşıyoruz.. sonra da hayalen gelecek asırlara gidiyor ve yerküredeki bütün insanları, tevhid dairesi içinde ittifak ettiklerini düşünüyoruz. Düşünüyor ve hep beraber Kâbe-i Muazzama’nın etrafında; geçmiş bütün asırları peygamberleriyle, gelecek bütün asırları müceddit ve velileriyle, O Rehber-i Ekmel (en kâmil rehber), Muktedâ-yı Küll (her varlığın kendine uyduğu) tek İmam, ferdiyetin tek mazharı ferd-i ferîd olan Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkasında saf bağlamış olarak tasavvur ediyor ve onlarla beraber إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ diyoruz. Hatta bunu da aşıyor, vücudumuzda baş başa verip cemaatleşen, bütün hücrelere diğer varlıkları meydana getiren atomları da dahil ederek onları da bir bir cemaat kabul ediyor ve إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ diyoruz.

218