O, Rabbü’l-âlemîn’dir ve hamd O’na hastır. Çünkü O, اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ yani Rahmânu’r-Rahîm’dir. Evet, varlığın her parçasında O’nun rahmetinin izi müşâhede edilmektedir. İnsanın simasında, insanın davranışlarında ve yaşayışında, insanın mânâ ve mahiyetinin her zerresinde rahmetinin izi görülmektedir. Böylesine rahmetinin izi her yerde kendisini hissettiren ve hissettirdiği her hâdisenin arkasında “Allah” dedirten nasıl Rabbü’l-âlemîn olarak kabul edilmez ki? Ve nasıl o kadar zerrede rahmetini gösteren Allah’ın her hâdisede rubûbiyeti teslim edilmez ki? İşte hamd böyle bir Zât’a hastır.
Siz de hamdi sezecek, Rabb’i bilecek ve Allah’a gideceksiniz… Âdeta peşi peşine gelen üç cümle bir tek cümle gibi ubûdiyete ait her şeyi hâvî ve arkadan gelen cümlelerle de sımsıkı irtibatlıdır. Evet, O, sizi rahmetiyle besleyip büyüttüğü ve terbiye ettiği gibi siz de, size bahşettiği ihsanâtın hesabını O’na vereceksiniz; zira O, مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ ’dir. Mâlik-i Yevmiddin olduğu için O’na hamd edeceksiniz. O hem ceza günü hem de Cennet ve Cehennem’in yegâne sahibidir.
Evet, âyetler silsilesi sizi Mâlik-i Yevmiddin’e baktırmadan Rahmân ve Rahîm’e baktırıyor ve içinizde recâ hissini uyararak diyor ki; Mâlik-i Yevmiddîn’e geçmeden Rahmân ve Rahîm’e bakın; içinizi rahmet esintileriyle doldurun, sonra Mahkeme-i Kübrâ’yı hatırlayın.. ondan sonra da azabından korkun ve adımlarınızı ona göre atın! İşte size lâhut bağlantılı vicdanî yol! Rahmâniyet ve Rahîmiyet vesayetinde öteler ufuklu terbiye ve insanî kemalât yolu.