Evet, Ramazan’ın o sihirli, canlı, pırıl pırıl gündüz ve gecelerinde insanların pek çoğu kendilerini âdeta bir uhrevîlik içinde hisseder, bir saadet rüyası görüyor gibi olurlar; olur ve her şeyin bir çocuk neş’e ve sevincine büründüğü o aydınlık zaman diliminde daha bir mûnisleşir, daha bir derinleşir ve birbirleriyle kucaklaşabilecek safvete ulaşırlar. Öyle ki, o güne kadar çok defa tesirini sürdüre gelen nefsânî ve şeytânî dürtüler ve bunlardan kaynaklanan kinler, nefretler büyük ölçüde yatışır, sonra da onların yerlerini sımsıcak bir mülâyemet ve masmavi bir ruhânîlik alır.
Her zaman olagelenlerin üstünde bilhassa bu ayda, imanın herkesi evirip çevirip kendine benzetmesi, ibadet ü taatin Ramazan’da daha netçe duyulan ışığı ve uhrevî albenisi; orucun insanı ruhânîleştiren o büyülü tadı, şivesi; minarelerden yükselip dört bir yanda yankılanan ezan, temcid ve salâların ruhlara işleyen o lâhûtî sesi.. ve bütün bunlarla metafizik gerilimlerini tamamlayan mü’min gönüllerin heyecanlarından süzülüp gelen ve her tarafta kendini hissettiren bir semâvîlikle umumî atmosfer öylesine yumuşar, öylesine büyülü bir hâl alır ki, inanan insanlar kendilerini âdeta cennetlerin koridorlarında seyahat ediyor sanırlar. Aslında, hemen her zaman Ramazan’ın o uhrevî neş’esine, o ruhânî lezzetine ve o ilâhî enginliğine açık ruhlar, onun atmosferinde öylesine derinleşir, öylesine onunla bütünleşirler ki, günün her faslı böyleleri için âdeta bir Reyyân2 olur.
Dipnotlar
- 2 Lügat itibarıyla “susuzluğunu gidermiş, suya kanmış” demek olan “Reyyân”, orucun hakkını verenler için tahsis edilen Cennet kapısının ismidir.