İçeriğe geç

Zaten o, varlığa müdahale etme, bazı şeylerin şeklini, mahiyetini değiştirme, eli ulaştığı ölçüde çevresini bediî zevklerinin rengine-desenine göre boyama salâhiyetiyle bu dünyaya gönderilmiş bir halife ve hususî bir misafirdir. Aksine bir kısım maddeciler gibi, onu, yiyen-içen, cismanî zevklerini takip eden, sonra da yan gelip yatan bir varlık olarak düşünür ve öyle de görürseniz ona hakaret etmiş ve onu küçük düşürmüş olursunuz. İnsan, horlanacak ve küçük görülecek önemsiz bir varlık değildir; o, Kudreti Sonsuz’un, varlığına câmî bir ayna olarak yarattığı harika bir cevherdir. Evet, âlem-i mülk ve melekûtun Sahibi kendini bir kere de –istiğnası müsellem– onunla ifade etmek istemiş; onu Zât’ına mücellâ bir mir’ât edinmiş ve kalbini esrar-ı sübhaniyesine bir mahzen, lisanını da hakaikına bir tercüman kılmıştır. O, istediği için böyle olmuştur; istemeseydi ne insan ne de bir başka nesne var olamazdı.. ve O, kayyûmiyetiyle burada durdurmasaydı hiçbir şey duramaz, hiçbir varlık da olduğu gibi kalamazdı. İnsanoğlu, Cenâb-ı Hakk’ın varlığa talâkatli bir tercümanı, topyekün varlık da, okuyup değerlendirmek, yararlanıp şükretmek için ona Yüceler Yücesi’nin ayrı bir lütfu ve armağanıdır: Bütün semalar ve ondaki aylar, güneşler, yıldızlar; bütün küre-i arz ve ondaki canlı-cansız her varlık: hava, su, toprak, topraktaki değişik madenler; ağaçlar-otlar, kuşlar-kurtlar, ovalar-obalar ve her yanda tüllenen güzellikler, tüllenip herkesi büyüleyen renkler, iç içe desenler, çeşitli telden nağmeler, her bucakta duyulan sihirli şiveler, Yaratan’dan, “Halifem!” dediği zata, onun donanım ve konumunu işaretleyen birer teveccüh ve iltifattır.

30