İçeriğe geç

Evet, gözler hep zirveleri kollamalı, kanatlar “daha yukarılar” deyip her zaman gergin bulunmalı, himmetler “ulü’l-azmâne” bir çizgi takip etmelidir ki, zirvelere ulaşma, şahikalarda dolaşabilme mazhariyeti de gerçekleşebilsin. Yoksa, duraklama ve çözülüp dağılma mukadder demektir. Kur’ân, kendi eser-i mucizesi sayılan aydınlık çağın o güzidelerden güzide topluluğuna: “Mü’minlerin kalblerinin, Allah’ı ve O’nun tarafından indirilen hakikatleri duyarak haşyet hissedip, yumuşayıp daha derin bir dirilişe erme vakti hâlâ gelmedi mi..!”1 diyerek onları çerçevesi verilmeye çalışılan böyle bir “ba’sü ba’de’l-mevt”e çağırmaktadır. Bu çağrıya uyarak mü’min, canlılığını korumak için her zaman yükselip derinleşme aşk u heyecanı içinde bulunmalı, mefkûresi adına hep yüksekleri kollamalı ve tamamiyet peşinde olmalıdır ki sıyanet görsün, devrilmesin ve yaşadığı sürece de hep taze kalabilsin…

Zira her zaman taze kalabilenlerde dehrin öldürücülüğüne karşı dirilme azmi hiçbir zaman dinmez.. ve böyle biri hangi çağda yaşarsa yaşasın İslâmiyet’i gökten indiği günün taravetiyle duyar, gözleri hep ihsan mülâhazasıyla açılır kapanır, ne tür bir zirvede dolaşırsa dolaşsın hiçbir şahikayı son karargâh görmez. Hatta o, gidip bir gün Allah indindeki, melekler nezdindeki baş döndüren aşkınlıklara ulaşsa dahi her zaman yüzü yerde, gözleri ufuk ötesinde, kanatları gergin ve yüksek uçma azm ü ikdâmı içinde bulunur; bulunur ve arzlılara semavîlik törelerinden çeşit çeşit dersler sunar.

91