Bu bahtsız coğrafyada bir kısım devlet ve devletçikler, maalesef birkaç asırdan beri hep bunalımlar fasit dairesi (kısır döngü) içinde dönüp durmakta; bir buhran girdabından sıyrılırken daha ifritten başka bir anafora kapılmakta ve âdeta ömrünü “ehvenüşşerreyn” avuntularıyla tüketmekte… İhtimal bu dünya, akl-ı selim, kalb-i selim, hiss-i selim birleşik noktasında Rahmeti Sonsuz’un himayesine sığınacağı ve O’na yürekten teslim olacağı âna kadar da bu buhranlardan kurtulamayacaktır. Kurtulamayacaktır; zira o, her şeye rağmen hâlâ koskoyu bir maddecilik peşinde, aşırı bir bencillikle mâlul; hep yaşama tutkusuyla oturup kalkmakta; her şeyi kuvvette görme kabalığına kilitli, Hakk’a karşı fevkalâde saygısız; başkalarını ezme ve onları halâyık gibi kullanma fâikiyeti mülâhazasıyla gözlerini açıp kapamaktadır. Evet, bu koca dünyanın serkârları, hak duygusunu geliştirip yaygınlaştıracaklarına hakkı kuvvete bağladı, onun yedeğine verdi ve zayıflara her türlü zulmü reva gördü.. ilmî ve teknolojik üstünlüğü, geri kalmış yığınları ezmede ve sömürmede kullandı.. hukuku, âcizleri sindirme vasıtası hâline getirdi.. evrensel insanî değerleri hep keyfince yorumladı.. ve işte bütün bunlar, her zaman sağa-sola çekilebilecek yığınlar için birer buhran vesilesi oldu.
Denebilir ki, şimdilerde bu coğrafyanın insanı cahiliye döneminde olduğundan da beter buhranlar içinde kıvranmakta, âdeta fevkalâdeden kurtarıcı bir el beklemekte, çeşit çeşit yalanlara aldanmakta, yalancı mumlar arkasında koşmakta ve böylece çare olarak başvurduğu her yol ve yöntemle bunalımlarını daha da derinleştirmektedir.