Mübeccel veladetin böyle eğlenceli, cümbüşlü kutlanmasını ve mübarek İslâm Dini’nin de bir karnavala çevrilmesini ne biz ne de başkası arzu etmez.. zaten bunu yapmaya da kimsenin gücü yetmez. Ancak, yalancı ve riyakâr bir dünyanın, koskocaman insanlık âlemini nasıl bir iğfal ağına aldığını gördükçe, “Neden acaba İslâm dünyası, aynı zamanda kendi veladeti de sayılan Rebiyülevveli, Rebiyülevvelle gelen Nevruz-ı Sultanî’yi ve o günle gelen insanlığın kurtuluşunu aynı heyecan, aynı cûşiş içinde tes’id etmez?” diye hayıflanıyor ve kendi kendimizi sorguluyoruz.
Yukarıda serdedilen mülâhazalardan, Seyyidina Hz. Mesih ve arkasındakileri tezyif mânâsı da çıkarılmamalıdır. Biz Müslümanların Hz. İsa’ya karşı saygımız sonsuz olduğu gibi, O’nun getirdiği mesajın, bugünkü batı medeniyetinin önemli bir rüknü olduğunda da şüphemiz yoktur. Evet, tarihçilerin ve medeniyet felsefecilerinin de ifade ettikleri gibi, eğer Hz. İsa ve O’nun getirdiği ruh ve mânâ olmasaydı, batı medeniyeti hiçbir zaman vücut bulamazdı; zira onun bir esası Grek düşüncesi (matematik düşünce) diğer bir esası Roma hukuku olduğu gibi, önemli bir rüknü de gerçek mânâsıyla Hristiyan dinidir. Şu hususu da önemle kaydetmek icap eder ki, eğer insanlığın medar-ı fahri Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’nun nurlu mesajı olmasaydı, İslâm medeniyeti olmazdı.. İslâm medeniyeti olmayınca da “Batı uygarlığı” doğmazdı.