Düşlerdeki Türkiye
Gözlerimi yummuş Türkiye’yi düşlüyorum. Yer yer ümitlerin, inkisarların, sevinçlerin, tasaların, zaferlerin, sarsıntıların gece-gündüz münavebetiyle birbirini takip ettiği; fakat daha çok da, baharı, yazı, sonbaharı ve kışıyla hep güzellikler içinde salınan nazlı Türkiye’yi. Tabiat güzelliklerinin imanî hazlarla, sanat düşüncesinin de ilâhi vuslatla bütünleşerek bizi, hayatı zevk edip duymanın zirvelerine yükselten ve yükseltecek olan sırlı günleri ve geceleri ile aydınlık Türkiye’yi…
Evet, mazinin o başları döndüren ihtişamı, hâlin o sertlerden daha sert gerilmiş bir yay gibi, insanımızı Kehkeşanların merkezine fırlatacak kadar gergin duygu, düşünce, tecessüs, tedbir ve temkini; geleceğin de lütuf yamaçlarına kurulmuş; düne ait sevinç ve neşelerimizle, yakın geçmişe ait hasret ve kederlerimizle, şimdilerde de yeşeren ümitlerimizle tüllenen mamur bir dünyayı düşlüyor ve bizden sonra gelecek nesillerin tâli’lerine tebessüm ediyorum.. tebessüm ediyorum da saadet dolu ruhumla, asırlık korkunç bir kaos ve simsiyah bir yoklukta bin bir varlık cilvesi gösteren Rahmeti Sonsuz’a nasıl şükredeceğimi bilemiyorum. Zannediyorum, içinde bulunduğumuz durumun kasvetinden sıyrılıp, kudsîlerin himmetiyle, Allah’ın inayetinin bütünleştiği o her şeyin rahmete dönüşme kuşağı sayılan ihsan noktalarına nazarları ulaşabilenler de, temâşâlarının derinliği ölçüsünde, bizimle aynı lezzet ve aynı halâveti duyup yaşayabilirler.