İçeriğe geç
14. Bölüm

Ümit Ve Endişe

Yirminci asrın ilk yarısı Türk tarihinde eşi görülmedik hâdiselerle dolup taştığı gibi, yirmi birinci asra girmeye hazırlandığımız onun şu son senelerini de sevinç-endişe, korku-ümit iç içe yaşıyoruz. Her gün değişik bir ufukta, yeni doğuşların emareleri saydığımız fecirleri temâşâya daldıkça ümitle şahlanıyor, sevinçle naralar atıyoruz.. milletçe henüz ne olmamız gerektiğine bir türlü karar verememiş bulunmamızı ve bir-iki asırdan beri sürekli sağa-sola yalpalanıp durduğumuzu düşündükçe de korkuyla titriyor, endişelerle sarsılıyoruz.

Bugünkü batı medeniyetinin temel esaslarından klasik kültür, insana bir yandan madde ve eşyayı gösteriyor, diğer yandan da onun ruhuna kozmolojinin sırlarını, teolojinin büyülerini üflüyor ve ona madde ve mânânın terkibini sunmaya çalışıyordu. Batılı Orta Çağ, tek buudlu bir yola girdi ve her şeyi teolojik görüş üzerine bina etti.. etti ve bununla dünya ve varlık ötesi muammaları çözebileceği vehmine kapıldı. Heyhât, asırlar ve asırlar boyu tek kürekli bir sandal ile sonsuza yelken açar gibi hep bir karanlık etrafında dolaşıp durdu ve bir çuvaldız boyu yol alamadı.. daha sonraki çağlar ise bir zaruret varmışçasına, bunun tam aksini yaptı: Her şeyi maddeci ve tabiatçı görüş üzerine bina etti. Yani sol yandan kürekli bir sandal ile varlığın keşfine koyuldu.. yollar vefa etmedi mesafelere takıldı.. ve kendi çevresinde daire çize çize başı döndü, bakışı bulandı, derken sendeledi ve devrildi.

Birincisi, kendi anlayışı içinde gözlerini göklerden ayırmadığı ve hayalleriyle yaşadığı için yıkılmış, arkada da korkunç bir buhran bırakmıştı. Gözü eşya ve tabiattan başka bir şey görmeyen modern çağ ise, anomali doğdu, sürüm sürüm yaşadı ve daha gelişme döneminde ele-ayağa düştü.

77