Bu mevzuda yapılması teklif edilen şeylerin “ef’âl-i mükellefîn” arasında yeri olmadığı muhakkak; kimse de böyle bir iddiada bulunamaz. Ancak, acaba bu Kutlu Doğum’u O’nun nurefşan mesajı adına daha derince, daha içten ve daha ciddî olarak değerlendiremez miyiz?
Hz. İsa ile alâkalı günler, halkı Hristiyan olsun-olmasın, hemen her ülkede âdeta neşe, sevinç kıyametleriyle kutlanır; haftalarca, hatta aylarca her mahfilde sözler, muhavereler hep o istikamette cereyan eder.. her tarafa O’nun adına tebrikler, hediyeler yağar.. hediye ve tebrik teatisi, o günlerde postanelerin biricik işi hâline gelir. Telefonlar, sürekli O’nun namına zil çalar, ahizeler O’nun namına konar-kalkar.. dört bir yan kandillerle süslenir; çarşı-pazar renklerle-ışıklarla kahkaha atar.. evler bir arı kovanı gibi, O’na ait duygularla uğuldar, mâbedler O’na ait neşidelerle inler.. ve her gece, âdeta şehrayinler gibi büyüleyici ve baş döndürücü olarak geçer.
Gerçi, bu karmakarışık karnavallarda çoğu kimse ne yaptığını bilemez ve neden, çoğu maskaralık olan bu işlerin içine girdiğini fark edemez. Ama, yine de o günlerde her saat ve her dakikası ile dinî bir vecd içinde ve ne yaptığının şuurunda olan bir sürü insan vardır.
Ne olursa olsun, Hz. Mesih’e ait gün ve geceler o kadar insanlığa mâl olmuştur ki, bilerek-bilmeyerek herkes kendini o acayip törenler içinde bulur; ibadet, eğlence veya maskaralık, Hristiyanlarla aynı duyguları paylaşır, aynı hislerle yatar-kalkar.. hatta çam, çınar devirir, hindi parçalar, şampanya patlatır ve körkütük sarhoş olup sokaklara dökülür…