Vâkıa, her devirde olduğu gibi, günümüzde de yarasalara eş, ışığa kapalı, karanlık düşünen, karanlık konuşan, karanlıklarla oturup kalkan, dolayısıyla da aydınlık çağın tahayyülüne dahi tahammülü olmayan bir kısım karanlık ruhlar bulunacaktır.. ve vardır da. Bunların, geçmişte olduğu gibi bugün de Allah’a, Peygamber’e, dine, diyanete asla tahammülleri yoktur. Yoktur ama, hiçbir zaman içlerinde sakladıkları bu simsiyah düşünceleri açıktan açığa ifade edecek kadar da cesur değillerdir. Bu cesareti gösteremedikleri içindir ki, dine saldırmak istedikleri zaman, “aşırı dindarlık” aldatmacasına sığınmış; İslâmî hayata karşı tavır koyarken, “gericilik” yaftasını kullanmış; Müslümanı hafife alıp Müslümanlığı karalarken de, “yobazlık” ve “softalık” isnatlarının arkasına saklanmış ve gerçek gayelerini hemen her zaman gizlemişlerdir. Bugün bir kısım ilhad yobazlarının din deyince esirmeleri, diyanetin hayatla bütünleşmesini görünce çılgına dönmeleri, türban ve emsali şeylerin sözü edilince kırmızı görmüş gergedan gibi çıldırıp hezeyana girmeleri.. hâsılı gerçek mü’min ve hâlis Müslümana karşı sürekli tahammülsüzlükleri, hazımsızlıkları, bağnazlıkları; hatta demokratik atmosfer ve demokratik zeminde, her düşünce gibi dinin de gelişip ağırlığını hissettirmesini gördükçe, bu kadarcık olsun dine müsamaha eden demokrasiden dahi sarf-ı nazar edilebileceğini, hiç olmazsa bir kısım tavizler verilebileceğini, hatta hatta diktatörlüğe ve şefliğe geçilebileceğini açık seçik ifade etmeleri –son Cezayir hâdiseleri münasebetiyle, İslâmî uyanış karşısında bütün inkâr cephesinin ve sükûtuyla onlara yakın olduklarını ortaya koyanların tavrı buna en yeni misal– bunların düşünce dünyalarının iç yüzünü aksettirmesi bakımından ne mânidar bir tablo ve ne utandırıcı bir keyfiyettir! Aman Allahım! Kurup putlaştırdıkları, uğrunda neler neler feda ettikleri kendi sistemleri adına bu ne vefasızlık, ne insafsızlık..!