Evet, ilim ve zekânın, kâinatın başlangıcı ve sonu hakkında bugüne kadar tatminkâr hiçbir ifadeleri olmadı. Yaratılış ve hayatın sırları mevzuunda ne bilim ne de insan muhakemesi ciddî hiçbir açıklama getiremedi. İnsanoğlunu öteden beri meşgul eden bu önemli hususlar, insan idraki ve insan zekâsı için hâlâ ürperten birer muamma.. ve bütün metapsişik vak’alar da âdeta birer hayret ufku… İnsan ilmi, insan zekâsı, ihtisaslarımız dışı (duyu dışı) idrakleri, vahyi, ilhamı, önseziyi, birer sır yumağı sayılan rüyaları, ruhun mekân ve zaman üstü bilgi kaynaklarını, insan benliğinin derinliklerine ıttılaı, tenasüb-ü illiyet prensibiyle izah edilemeyecek şekilde cereyan eden metafiziğin fiziğe tesirlerini, kerametli elleri, harika solukları ve duaları, mevcut bilgilerimizi aşan müessiriyetlerini izah edememektedir. Bu gibi meselelerde insanlık, büyük çoğunluğu itibarıyla hâlâ dinin teklif ettiği çözümlere sığınmakta; onlara müracaat etmekte ve problemlerin çözümünü gökler ötesi referanslarda aramakta.. bütün çarpıtmalara rağmen buna, vicdan ibresinin doğruyu göstermesi diyebiliriz.
Bırakın bunları, telepati (kriptomnezi) gibi paranormal hâdiselerden olan, yaşayan insanların henüz bilinmeyen kabiliyetlerini, ruh güçlerini, fizik ötesi âlemlerle münasebete geçme istidatlarını bugünkü bilgilerimizle izah edebilecek miyiz? Evet, değil insanüstü varlıkların, yaşayan insanların bile bu gizli yanlarını, ne şuur fizyolojisiyle ne de bir başka kabiliyetle açıklamak mümkün değildir. Dünyada pek çok fizikçi, matematikçi, astronom, biyolog, fizyolog, psikolog ve filozof bu hâdiselerin insan şahsiyeti ve insan özünün sonsuzla irtibatının dışında hiçbir faraziye ile izah edilemeyeceği kanaatini taşır.