Çeşit çeşit nedamet düşüncelerinin bir sis gibi ortalığı sardığı o gün; keşke, “Düşünce dünyamla bir çığlık olup her yanı sarsaydım; sarsaydım da bütün ölü gönüllere ruhumun ilhamlarını duyurabilseydim.” deyip dövünen ve pişmanlıklar içinde kıvranan çaplı ve çalımlı yüksek himmetlerin nedametleri duyulacağı gibi; bütün bir hayat boyu, kayda değer hiçbir iş yapamamış, hiçbir fedakârlığa katlanamamış ve koskoca ömür sermayesini zayi etmiş kimselerin de pişmanlıklarla inleyip şaşkın şaşkın sağa sola tosladıkları görülecektir.
İhmallerin birer dev felaket hâlinde çevreyi sardığı, ekilen Cehennem tohumlarının başak bağladığı, dört bir tarafın kararıp gözlerin döndüğü ve yürekler acısı bu hazin manzaranın herkesi dağidar edip dize getirdiği o gün, “keşke” diyecekler:
Keşke, bugünleri dünden görebilsek ve bu felaketleri hazırlayan karanlık ruh ve karanlık çehreleri vaktinde sezebilseydik; sezebilseydik de, bugünkü çaresizliklere ve bu âh u efgâna düşmeseydik..!
Keşke, aldatıcı ruh ve mürüvvet bilmeyen bir kısım simalarla aramızda, aşılmaz dağlar bulunsaydı da hicranı bir dert, dostluğu bin hasret, vefasız bir güruh arkasına düşüp ömrümüzü zayi etmeseydik..!
Keşke, sağduyulu, sağ düşünceli aydınlık yolun muhasebe insanları arasında yerimizi alabilseydik de hesapsızlığın bağrında gelişen bugünkü anaforlara kapılıp gitmeseydik..!
Keşke ilimlerle dimağlarımızı, inanç hakikatleriyle de gönüllerimizi aydınlatarak Yüce Yaratıcı ve O’nun şaşmaz şanlı elçisi Ufuk İnsan’ın ak yoluna bağlılığımızı koruyabilseydik de ruhlarımızı saran şu bin bir hezeyan, gönüllerimizi dolduran şu iç içe gurbet ve yalnızlıkları görüp hissetmeseydik..!
Keşke, ibret dolu sayfalarıyla maziyi yâda getirip, onun aldatmayan ve aydınlatıcı derslerinden alacağımız feyizlerle, geçmişimize yaraşır bir parlak gelecek hazırlamaya muvaffak olabilseydik..!