Evet, bir cemiyette yığınlar inançsız, aşksız, mesuliyetsizse; kim olduklarını, nerede ve niçin yaşadıklarını bilmiyorlar ise; bir baştan bir başa bütün müesseseleriyle değişse, hayat standartları fevkalâde yükseltilse, herkes giyiminde kuşamında değişip modernleşse de, o cemiyetin medenileştiği söylenemez. Zira, defaatle ifade edildiği gibi, medeniyet, zihnî ve ruhî bir vak’adır; onun ilim-teknik, giyim-kuşam, mobilya-lüks eşya, araba ve villalar ile kat’iyen alâkası yoktur.
Eğer medeniyetin bunlarla alâkası olsaydı; o zaman bir insanı birkaç ayda, bir toplumu da birkaç senede medenileştirmemiz kabil olacaktı. Heyhât!.. Bunca modernizasyondan sonra irfan hayatımız adına bir adım ilerleyemeyişimiz, taklitle medeniyet olamayacağının en açık ve en acı delili olmuştur.
Ne gariptir ki, bir kısım “geri kalmış ülkeler” entelijansiyası, bütün bu “olmazlar” “olur” gibi göstererek geniş halk kitlelerini aldatmış ve bir kısım modernizasyon hareketlerini medeniyet hamlesi gibi göstermeye çalışmışlardır. Aslında, günümüzde müstemlekeci düşünce artıklarınca medenileşme hamlesi olarak gösterilen bütün bu oldu bittiler, çok önceleri batılı dostlarımız (!) tarafından, bizim için medeniyete giden yolları tıkamak ve gerçek medeniyet esaslarını işlemez hâle getirmek maksadıyla ortaya atılmış; din, dil, düşünce tarzı darbelenerek, bunların yerine nesepsiz bir zihniyet ve anlayış ikame edilmek istenmişti. Onların bu mevzuda, bizzat muvaffak olup olmadıklarının münakaşası bir yana, dışlaşan içtekiler, onların arzu edip de yapamadıkları her şeyi –hem de millî reaksiyonlara sebebiyet vermeyecek şekilde– o kadar mükemmel yaptılar ki, yüz haçlı ordusuyla bu mükemmeliyette yapılamazdı!..