İçeriğe geç

Evet, meselâ Mekke’de Efendimiz’in kerime-i muhteremesi olan Rukiye Validemiz’i dahi bırakıp ayrılan Hz. Osman, Medine’ye gittikten sonra o kadar zengin olmuştu ki, “Ceyşü’l-usre” dediğimiz, Tebük’e giden orduyu techiz etme mevzuunda, 300 deveyi yüküyle beraber vermişti. Belki aklımız, kısa zaman içinde bu servetin nasıl kazanıldığını almayabilir ama Allah, Mekke’de bıraktıkları her şeyi Medine’de âdeta “Kim bir hasene ile gelirse, karşılığını Allah on kat verir.”3 sırrıyla buldular. Aslında bu, geri verişin en asgarisidir. Yoksa Allah yüz verir, bin verir… Evet onlar, mevsiminde verilmesi gerekli olan şeyi çok iyi verdiler ve Allah tarafından birkaç katını elde ettiler. Bugün de “Siz Allah için verin, eğer Allah on kat vermezse ben vereceğim.” diyen fedakâr mü’minler mevcuttur.

Eğer Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer efendilerimizin dünyaya az buçuk meyilleri olsaydı, daha sonra, dünyanın en zengin insanları olurlardı ama, Efendimiz’in yolunda, O’ndan ayrılmak istemediler. Bir ellerine geçeni öbür elleriyle hemen tasaddukta bulundular. Böylece, gelen gitti. Yoksa Abdurrahman b. Avf gibi kimseler diyorlardı ki: “Biz servetimizin sayısını bilmiyoruz.”

80