İçeriğe geç

Netice olarak diyebiliriz ki, neşr-i hak, istiğna ile bu kadar bütünleşmiştir ve onu ondan ayırmak kabil değildir. Artık, bugün ikbal ve istikbal düşüncesini aşmış hasbîler üç asırdan beri yeryüzünde sahipsiz olan Kur’ân’ı ve bir fecir nesli bekleyen Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ruhaniyetini düşünmeli; hem öyle bir düşünmeli ki, duyguda, düşüncede başka şeylere yer kalmasın… Bugün bütün dünya yepyeni bir devir bekliyor. İslâm ve Kur’ân davasını temsil edenler de yepyeni bir diriliş türküsü söylüyorlar. Benim ifade etmeye çalıştığım şeyler de bu diriliş bestesini terennüm edeceklerin sadece bir tek vasfıdır.

Bu meselenin bir diğer yönü şudur: İmana ve Kur’ân’a hizmet edenler, medar-ı maişetlerini ve geçimlerini o hizmetlerine bağlamamalıdırlar. Bu millet hamiyetperverdir, hiçbir zaman sahip çıkanları yalnız bırakmamıştır; şöyle veya böyle mutlaka onlara destek olmuştur. Ama onlar da müstağni davranmalı ve hiçbir şey talep etmemelidirler. Sadece geçinecek ve kifâf-ı nefs edecek kadar eline bir şey geçmesinde de -inşâallah- bir mahzur olmasa gerek. Bunu söylerken de وَالْعَامِلِينَ6 kelime-i kudsiyesini esas alıyor, zengin dahi olsa, Müslümanlar hesabına vergi toplayan bir insanın, o vergiden istifade edebileceği prensibine dayanıyorum. Bunun için de kendilerine yetecek kadar almalarında da mahzur görmüyorum. Ama tekrar ediyorum; imana ve Kur’ân’a hizmet edenler için evvel ve âhir, müstağni kalma esas olmalı… Onlar katiyen el âleme el açmamalı, muntazırâne bir hâl içinde bulunmamalı ve bir şey beklememelidirler. Evet işte bu, insanlığın mutlu geleceğine su serpen bahadırların mümtaz vasıflarından önemli bir vasıftır.

1Yûnus sûresi, 10/72.

2Şuarâ sûresi, 26/109, 127, 145, 164, 180.

3Yâsîn sûresi, 36/21.

4Yûnus sûresi, 10/72.

60