İçeriğe geç

Gönül ne kadar arzu ediyor ki, bu işe omuz verenler, Allah rızasına giden yolu bir şehrah hâline getirme gayreti içinde bulunanlar, Kur’ân ve iman hizmetine sahip çıkanlar; geleceğin gerçek mimarları kudsîler, aydınlar ve ışığa gönül vermiş mübarekler dünyanın malına, menaline meyil göstermesinler, eteklerini kire, lekeye bulamasınlar, istiğna içinde hareket etsinler ve neşr-i hak hizmetinde kimseden bir şey istemesinler. Kifâf-ı nefs edecek kadar bir şey bulurlarsa, onunla geçinsinler ve kendileri çekip gittiklerinde, arkalarında bir ev bile bırakmasınlar. Çünkü hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki, ilklerden günümüze kadar, dünya çapındaki büyüklerden hiçbirinin ciddî bir evi yoktu. Medine-i Münevvere’de Ravza-i Tâhire’ye girerken, “Ömer Kapısı” diye bir kapı var, “Bab-ı Ömer”. Devletin başında bulunduğu ve Aral gölüne kadar ordular sevk ettiği, ülkeler fethettiği hâlde, nerede Hz. Ömer’den kalan ev..?

Evet, neşr-i hak vazifesinde bulunanlar, arkada ev, han, hamam, halı, kilim bırakmamalı ve çoluk çocuklarını zengin etme düşüncesiyle yaşamamalıdırlar. Evet, neşr-i hak vazifesi yapanlar mutlaka müstağni yaşamalıdırlar. Dinimize ve milletimize hizmet yarışında ipi göğüsleyenlerden birisinin vefatında, cüzdanından 25 tane 25 kuruş çıkmıştı… Hepsi bu kadar. Ne güzel misal! Böylece dost ve düşman herkes bildi ve inandı ki, İslâm hizmetkârlarının dünya adına zerre kadar tamahları ve arzuları yok.

58