İçeriğe geç

Neşr-i hak vazifesinde ne zaman olursa olsun, her devrin mürşidleri, enbiyâ-i izâma iktida etmekle mükelleftirler. Hizmetini Allah için yapan hemen herkes; vaaz ve nasihat ederken, bir yerde sohbette bulunurken, gezerken, köy köy, kasaba kasaba dolaşırken, hak ve hakikati neşretme karşılığında kat’iyen bir şey almayacaktır. Evvelâ, sözün tesir etmesi, Allah’ın elindedir. Allah bu kimselerin sözlerinin tesirini, büyük bir ölçüde onların hasbîliğine, diğergâmlığına ve yaptıkları irşad vazifesi karşılığında hiçbir şey beklememelerine bağlamıştır. Enbiyâ-i izâmın sözü tesirlidir, asfiyânın sözü tesirlidir. Günümüzde sözler tesir etmiyorsa, tesir için gerekli olan bir kısım şartları yerine getirmediğimizdendir.

Evet, mükâfatını dünyada almak isteyenlerin sözleri için Allah, sinelerde tesir yaratmamaktadır. Bu çok önemli bir meseledir. Diğer bir önemli mesele de şudur; neşr-i hak hizmetinde bulunan kimseler, enbiyâ-i izâma iktida edip vazifelerinin karşılığında bir şey almamalıdırlar; almamalıdırlar ki, ehl-i dünya tarafından tenkide maruz kalmasınlar. Çünkü ehl-i dünya diyecektir ki, “Bunlar neşr-i hak vazifesi yapıyorlar ama aynı zamanda temettü hakkı da arıyor ve geçimlerini bu yolla temin edip gidiyorlar.”

Mevlitçi niçin tenkit ediliyor? Çünkü gırtlağına hakk-ı temettü arıyor. Bir ilâhi okuyor, bir Allah’ı methediyor, sonra da sanki: “Methettim Allah’ını, ver bakalım şunu!” diyor. Onun için de sinelerde, mâşerî vicdanda bir tesir uyarmıyor. Niyet bu olduğu sürece uyarmamaya da devam edecektir. Bir yerde, bir köşeyi veya bir kürsüyü tutmuş samimî bir insan görürsünüz; hasbîdir, diğergâmdır, Allah için yaşıyordur. Bakarsınız, sesi cılız çıksa bile, mâşerî vicdanda kendine göre bir tesiri vardır. Bu da, neşr-i hak vazifesinde onun, insanlardan istiğna etmesine bağlıdır.

57