İçeriğe geç

Bu arada şunu da kaydedelim: Ezan-ı Muhammedî’nin yine Hz. İbrahim’in o çağrısından istinbat edildiğini muhakkıkîn söylüyor. وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ“Çağır herkesi, ata binerek, süvari olarak, koşa koşa gelsinler ve burayı ziyaret etsinler.”2

Bu makam öyle bir makam ki; insanlar buradan açılan bir menfezle, Allah ile münasebete geçebilirler. Zira Kâbe, Sidretü’l-Müntehâ’ya kadar ruhanîlerin, meleklerin metafı (tavaf yeri)’dır. İnsanların bu metafta dönüp durmaları tasavvurlar üstü bir mazhariyettir. Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm): “İmam, وَلَا الضَّالِّينَ deyince, siz ‘Âmin’ deyin. Çünkü وَلَا الضَّالِّينَ’e gökte melekler ‘Âmin’ derler. Kimin ‘Âmin’i meleklerin ‘Âmin’ine denk gelirse, onun geçmiş günahları mağfiret edilir.” 3 buyururlar.

Tavaf öyle bir hâdisedir ki, biz o tavafı îfa ederken Allah (celle celâluhu) oraya bakar, enbiyâ-i izâmın ervahı o tavafa iştirak eder.. ve ta Sidretü’l-Müntehâ’ya kadar melekler de bu nuranî amûd etrafında döner dururlar. Evet, tavaf eden her insan bilmelidir ki, o tavaf ederken, sağında solunda ruhanîler, yerin altına doğru cinlerin mü’minleri, Sidretü’l-Müntehâ’ya kadar da meleklerin, çevresinde tavaf ettikleri, Allah’ın: “Beytim”4 dediği bir kudsî bina etrafında dönüyor.

254