Bu şefkat kahramanlarının şefkatsiz olduklarını söyleyebilir miyiz? Hayır, onların hepsi de birer merhamet âbidesiydi ve her türlü takdirin üstünde kuvvetli aile bağlarına sahip idiler.. ama Hak mülâhazası ve Hak yolunda hicret her şeyin önüne geçiyordu.. geçiyordu da, kimileri böyle bütün varlıklarını Mekke’de bırakıp ayrılıyor.. kimileri güpegündüz ve herkese meydan okuya okuya Medine yollarına dökülüyor.. kimileri de Allah yolunda hicretin dışında hiçbir şey bilmeden bir meçhule doğru “şedd-i rihal” ediyordu. Ayrıldıkları yerde yurt yuva, evlâd ü ıyâl, mal menal her şeye sahip idiler; gidecekleri yerde ise onları, yalnızlık, gurbet, fakr u zaruret bekliyordu. Medine’deki babayiğitlerin, evlerini onlara tahsis edip, onları bağırlarına basacakları henüz belli değildi. Bu itibarla onlar bir insanlık kıvamını temsil ettikleri gibi, aynı zamanda müstesna bir topluluk olan ensar cemaatinin ortaya çıkmasına da yardımcı oluyorlardı.. ve böylece ensar, kudsîler ölçüsünde havarileşiyor, muhacirler de ensar oluyordu.
O gün için bu iki cemaatin hayat stilleri birbirini tutmuyor, düşünce ufuk ve kutupları birbirinden farklıydı. Muhavere ve müzakere seviyesi ise kat’iyen aynı derecede değildi. Ve işte muhacirîn-i kiram bütün bunların yanında daha nelere nelere katlanmış, hayatlarını hicretleştirmişlerdi. Ve bu işten hiç mi hiç dönen de olmamıştı. Evet, tali’siz bir şairden başka yeniden Mekke’ye gitmeyi düşünen olmamıştı. Onun da imanı henüz içine oturmamıştı.
Ashab-ı kiramın Müslümanlığını derinleştiren ve Müslümanlığı bir başka türlü renklendiren hicret, günümüzde de aynıyla bahis mevzuudur.