İçeriğe geç

Bu sözler orada bulunanları rikkate getirdi ve hıçkıra hıçkıra ağladılar. Evet, biz, böyle bir nesil gördük ve onların dalâleti karşısında kanlı gözyaşları döktük. Bunların birçoğu masumdu. Müsbeti bilmediğinden menfiye takılıp kalmıştı. Bunları fetret devri insanı saymamak, şahsen bana, Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) geniş rahmetine zıt gibi geliyor…

Buhârî ve Müslim’de şöyle bir hâdise nakledilir: Esirler getirilmiştir. Esirler arasında bir kadın vardır. Durmadan sağa sola koşuyor ve gördüğü her çocuğu alıp bağrına basıyor.. ve aradığı çocuğun o olmadığını görünce, onu da bırakıyor, yine aramaya koyuluyor. O esnada, Allah Resûlü de bu manzarayı gözyaşları içinde seyrediyor. Nihayet kadın aradığını buluyor ve onu, iliklerine kadar şefkat kesilmiş bir duyuş ve hissedişle bağrına basıyor. Söz Sultanı, kadını, yanında bulunanlara gösteriyor ve soruyor: “Şu kadın, bağrına bastığı evlâdını ateşe atar mı?” Cevap veriyorlar: “Hayır, yâ Resûlallah, bu şefkatli kadın çocuğunu aslâ ateşe atamaz.” Ve Allah Resûlü hikmet gamzeden bir edayla: “Allah (celle celâluhu) o kadından daha şefkatlidir.” buyurdular.1

Binaenaleyh biz de biraz müsamahalı düşünmek zorundayız. Bunu söylerken merhamet-i ilâhiyeden daha fazla merhamet gösterip Cennet havariliği yaptığımız zehabına varılmasın. Meseleye, Ehl-i Sünnet’in umumî prensipleri zaviyesinden ve إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ عَلَى غَضَبِي2 adesesiyle bakmak istiyoruz.

141