İçeriğe geç

Bu, meselenin düne bakan yönüdür. Bir de bugüne bakan yönü var ki, soruda ele alınan husus da bu olsa gerek.

Kelâm kitaplarının anlattığına bakılırsa, devrimize fetret devri, bu devrin insanına da fetret insanı demek oldukça zordur. Ne var ki, meseleyi hemen sarıp sarmalayıp bir tarafa bırakmak, hem Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin görüşüne hem de Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) engin rahmetine karşı saygısızlık olsa gerek…

Biz, öyle bir devir idrak ettik ki -hele başka memleketlerde- İslâm güneşi tamamen söndürülmüş, kalblerden Allah Resûlü’nün güzel ismi silinmiş ve ilim adına ortaya konan her şey, âdeta birer yalancı dil gibi Allah’ı (celle celâluhu) inkârda kullanılıyordu. İrfan yuvalarından mârifet-i ilâhînin solmaz renkleri fışkıracağına, küfrün ziftli çehresi hortlatılıyordu. Bin bir hikmetle imana payanda olması gereken ilim, iman kalesini enkaz hâline getirmede âdeta bir dinamit vazifesi görüyordu.

İşte gençlik, böyle bir küfür gayyası ve dalâlet anaforu içinde mescit ve mâbedin yolunu bütün bütün unutmuştu. İlim mahfillerini ellerine geçiren bir şirzime-i kalîl, gözlerini kendi mefâhirlerine kapamış ve hep Batı’nın türküsünü söylüyordu. Kimisi tekâmül nazariyesiyle insanımızın hilkat ve yaratılış hakkındaki düşüncelerini bozuyor; kimisi Freud’un libidosu ile milletin ruh ve dimağlarını cinsiyete bağlı gösteriyor ve her şeyi şehvetten bir dünya içinde çözmeye çalışıyor; kimisi de serserilik ve baş kaldırma felsefesiyle milleti ifsat ediyordu.

139