Celâdet ve Zillet Arasında Mümin Duruşu

Celâdet ve Zillet Arasında Mümin Duruşu

Soru:

Muhterem Hocam, Hz. Ömer Efendimizin Allah’ım! Facirin celâdetinden, müttakinin de aczinden sana sığınırım.” sözünü nasıl anlamalıyız?

Özellikle müttakinin acz”inden Allaha sığınma ne ifade etmektedir?

Bu acz” ile Bediüzzaman’ın seyr u sülûkta bir esas kabul ettiği acz” arasında nasıl bir fark vardır?

00:51 Fâcirin Cesareti ve Müttakinin Zilleti
02:34 “Celâdet”, müminde bulunması gerekli olan memdûh bir sıfattır.
03:23 Müminler kendi aralarında merhametli ve şefkatlidirler. Celâdet ise küffar, küfrünün gereğini yerine getirdiğinde gereklidir.
04:24 Sulh hâlinde herkesin kendisini emniyet ve güvende hissetmesi lazımdır.
04:36 Râşid halifelerden sonra Selçuklu ve Osmanlı, bir dönem teb’aya ve vesâyaya bunu yaşatmış.
05:51 Celâdet ve şecaat, mümin için takdir edilir bir meziyettir. Fakat insanlara baskı unsuru olarak kullanmak doğru değildir.
06:03 Hz. Ömer Efendimiz burada celâdeti, miskinlik ve zilletin karşılığı olarak kullanıyor.
07:16 Celâdet, şecaat; yerinde kullanılmak üzere mümin sıfatı olması lazımdır.
08:11 Acz; ne tekvînî emirler, ne dinini yaşama, ne dinini dünyaya anlatma mevzuunda elinden bir şey gelmeme, bir miskinlik içinde bulunma demektir.
08:31 Üstad Hazretlerinin yaklaşımı ile Cenab-ı Hakk’ın teveccühü sıfatlaradır.
10:10 Fâcirin Cesareti ve Müttakinin Zilleti
11:32 Allah meskenete, cebânete teveccüh etmiyorsa bizi bize bırakmıştır ve biz bitmişiz demektir.
12:12 Üstad Hazretlerinin seyr u sülûkta esas kabul ettiği acz ise Allah’ın sonsuz kudreti karşısında insanın kendisini yetersiz görmesidir.
14:42 İster dünyevî ister uhrevî; yaptığımız şeylerle talip olduğumuz şeyler arasında bir münasebetsizlik var.
15:05 Belki tenasüp, sadece Allah’ın dediği şeyleri yapmak, yerine getirmektir.
16:00 Üstad Hazretlerinin Seyr u Sülûkta Esas Kabul Ettiği Acz
17:11 Ortaya koyduğu küçük şeylere mukabil Cenab-ı Hakk’ın bire bin vermesi, insanda şükür hissi uyandırıyor.

18:38 Cebânet, meskenet dünyâda sığmaz rûh-i İslâm’a…
Kitâbullâh’ı işhâd eyledim -gördün ya- da’vâma
Mehmet Âkif Ersoy

20:54 Üstad Hazretlerinin Seyr u Sülûktaki Esaslarından “Fakr”
21:25 Efendimiz (s.a.s.): ٱلْفَقْرُ فَخْرِي
21:39 Allah’a karşı sermayesizliğimi, gınâsızlığımı ilan etmek benim için vesîle-i fahirdir.

Soru:

Efendim, Hz. Ömer Efendimiz, facirin celâdetinden de Allaha sığınıyor.
Celâdetin facirde bulunması, onun durumunu ikiye veya üçe katlayan bir etken mi oluyor?

22:47 Celâdetin Facirde Bulunması
22:58 Celâdet, şecaat, ihlas gibi memdûh hasletler kimde olursa olsun sonuca tesir eder. Çünkü Allah, Rabbu’l-âlemîndir.
23:30 Müminin imanına, ihsan şuuruna iktiran eden bir işte ise Cenab-ı Hak, bir bir değil de yüz verir.
23:58 Tekvînî emirlerin okunmasını, fünûn-u müsbetenin tahsil edilmesini bugün bir ateist, natüralist ve pozitivist yapıyorsa, şayet Allah mükâfatını verir.
26:13 Tekvînî emirlerin okunmasından esas gaye; vicdanınızda kabul ettiğiniz o hakikati O’nun (c.c.) kitabında test etmek, bir de kendi gözünüzle görmenizdir.
26:43 Tekvînî emirler ile elde edilen deliller, O’nun ululuğunu ve azametini tam (c.c.) ispat edemez. Üstad Hazretlerinin tabiri ile bunlar o işin kayyımı olamaz.
27:51 Tekvînî emirlerin okunması yolculuğu, nâmütenâhî olana doğru bir hareket olduğundan dolayı nâmütenâhîdir. Zira nâmütenâhî olana seyir de nâmütenâhîdir.
29:04 Belli anahtarlarla rubûbiyet dairesinin esrarını çözdükçe, ulûhiyet dairesinin esrarı çözülüyor ve siz O Ma’bûd-u Mutlak karşısında kendinizi bir âbid-i mutlak olarak görüyorsunuz.
33:15 Tekvînî emirler sizi O’na ulaştırmıyorsa, bir ölçüde geveze yapar, bir ölçüde dünya hâkimiyeti kurarsınız; fakat Allah’sız olursunuz!

34:09 اَللّٰهُمَّ أَعْلِ كَلِمَةَ اللّٰهِ وَكَلِمَةَ الْحَقِّ وَدِينَ الْإِسْلَامِ فِي كُلِّ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ. وَاشْرَحْ صُدُورَنَا وَصُدُورَ عِبَادِكَ فِي كُلِّ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ اِلَى الْإِيمَانِ وَالْإِسْلَامِ وَالْإِحْسَانِ وَالْقُرْأٰنِ وَإِلَى خِدْمَتِنَا، وَاسْتَخْدِمْنَا فِي هٰذَا الشَّأْنِ. وَضَعْ لَنَا الْوُدَّ بَيْنَ عِبَادِكَ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ، وَاجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلِصِينَ الْمُخْلَصِينَ الْمُتَّقِينَ الْوَرِعِينَ الزَّاهِدِينَ الْمُقَرَّبِينَ الرَّاضِينَ الْمَرْضِيِّينَ، الصَّافِينَ الْمُحِبِّينَ الْمَحْبُوبِينَ. وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ.