İkindi Yağmurları – Çekmeden Olur mu?

İkindi Yağmurları – Çekmeden Olur mu?

Allah’ın takdirine rıza, duyarsızlık şeklinde de olmamalı; yüreğinde sızıyı duyacak ama sabredeceksin; iradenin hakkını verip “Hamd olsun, küfür ve dalaletten gayrı her hale!..” diyeceksin!..

Dünyada şimdiye kadar deliler hiç eksik olmamıştır. Deli, deliliğini ve cinnetinin gereğini yapacaktır. Esirmiş deve, esirmişliğini sergileyecektir. Kudurmuş fil, kudurmuşluğunu sergileyecektir. Kuduz köpek, salya atıp gezecektir… Fakat “insan”a düşen şey, bütün bunlar karşısında insanlığını koruma olacaktır: Ben, insanım; mukâbele-i bi’l-misil kâide-i zâlimânesinde bulunamam. Onlar, karakterlerinin gereğini yapıyorlar; hak-hukuk tanımadan, akıllarına esen her türlü şeytanî işi yapıyorlar. Ama ben insanım; belli ölçüde de olsa -Allah’a binlerce hamd ü senâ olsun.- “ahsen-i takvîm”e mazhariyetin şöyle-böyle şuurundayım. -İddialı değil.- Allah, beni ahsen-i takvîme mazhar olarak yaratmış ise, a’lâ-i illiyyîn-i kemâlâta namzet yaratmış ise, esfel-i sâfilîne düşmek de ne demek?!. “İman” gibi bir kanat var ise, “amel-i sâlih” gibi bir kanat var ise, bu kanatları buutlandıracak “ihlas” gibi kanatlar var ise, “ihsan ruhu” gibi kanatlara kanat katan bir şey var ise, beni O’na hızla ulaştırabilecek kanatlar var ise… Böyle kanatlar var ise, “Gelse celâlinden cefâ / Yahut Cemâlinden vefâ // İkisi de cana safâ / Lütfu da hoş, kahrı da hoş.” O’ndan hem o hoş, hem de bu hoş; ikisi de hoş!..

Böyle diyecek vicdanın; inkıyâd edecek ve acılar karşısında meseleyi tebessüm ile karşılayacaksın. Unutmayacaksın; senin bu türlü şeyler karşısında bir tebessüm sergilemen, bir memnuniyet tavrı sergilemen, on katı ile mukabele şeklinde sana dönecektir. Lâakall on katı ile… Biraz evvel dendiği gibi, bir iyiliğe on hasene ile mukabelede bulunuyor. Yüz ile de mukabelede bulunur, bin ile de mukabelede bulunur… Bu, senin ihlastaki, ihsandaki, sır dünyandaki derinlik ile mebsûten mütenâsiptir (doğru orantılıdır). O’nun ne yapacağını bilemeyiz; O’nun rahmeti, gazabına sebkat etmiştir; rahmeti her şeyden vâsi’dir. Cenâb-ı Hak, o rahmeti ile bizlere muamelede bulunsun!..

Hepiniz, belli ölçüde, belli şeyler çekiyorsunuz. “Herkese bir dert bu âlemde, mukarrer / Rahat yaşamış var mı gürûh-i ukalâdan?!.” Ee aklı olmaması lazım ki, insan, duymasın bunları; vurduğun zaman bile “Oh, çok iyi ediyorsun, beni kaşıyorsun!” falan desin. Bilemiyorum, onlar da öyle derler mi, demezler mi; tımarhanedeki deliler, öyle derler mi, demezler mi, bilmiyorum. Herhalde tamamen felç olmak, ölmek lazım ki, artık dövmeyi de bilmesin, sövmeyi de bilmesin. İnsan, belli ölçüde başına gelen şeylerin acısını duyar; acısını duyar ama sineye çeker onları, Allah’ın izni-inayetiyle katlanır. “Rabbim! Sen bana bir irade vermişsin, ben de bu iradenin hakkını yerine getirmeliyim!” der; orada, iradenin hakkını sergiler ve o işi güle güle, gönül rızası ile karşılar. Öyle de mukabeleler görür ki, öbür tarafa gittiğinde, “Allah Allah! Meğer ben neye üzülmüşüm!” filan der, “Boşuna üzülmüşüm!”

Fakat şunu da antrparantez arz edeyim, üzülmemek elden gelmez. Allah (celle celâluhu), “iman” verdiği gibi, “irade” verdiği gibi, aynı zamanda bir “duyarlılık” da vermiştir. Duymazlık -bir yönüyle- odunluk demektir, “hatab” (حَطَب). Bir hassasiyet de vermiştir, Allah. Çok tekrar ettiğim, İzzet Molla’ya ait bir sözü müsaadenizle bir kere daha tekrar edeyim: “Ben usanmam -gözümün nuru- cefâdan ama / Ne de olmasa cefâdan usanır, candır bu!..” Tekme yiyorsun, tokat yiyorsun, “Hayır sarsılmam ben, acı duymam ben, düşmem ben, yüzükoyun yere gelmem ben!” filan… Hayır doğru değil bunlar; duyacaksın, hissedeceksin ama bütün bunlar karşısında sabredeceksin!..

Anestezi yapılmış bir insana, iğne vuruyorsun, neşter vuruyorsun, duymuyor. Şimdi o kalkıp diyecek ki, “Ben ne sabırlı insanım; bak, hiç bunlar karşısında ‘of!’ etmedim!” Mesele o değildir; esasen uyanık iken, anestezi yemeden, vücuduna saplanan şeylerin acısını duyarken, اَلْحَمْدُ لِلَّهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ، سِوَى الْكُفْرِ وَالضَّلاَلِ veya سِوَى أَحْوَالِ الْكُفْرِ وَالضَّلاَلِ “Hamd olsun Allah’a, küfür ve dalaletin dışında (veya küfür ve dalalet ahvâli müstesna) her hale!..” diyebilmektir.

Kur’an-ı Kerim, daha başında, “Seb’-i Mesânî” de denilen Fâtiha-i şerife ile اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ demeyi bize talim buyurmuyor mu? “Rabbü’l-âlemîn olan Allah’a, hamd ü senâ olsun!” Kur’an’ın üçte biri gelince, الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’ın hakkıdır.” (En’âm, 6/1) demiyor mu? Cenâb-ı Hak zulmeti ve nuru var etti. Ee nurun yanında zulmeti de yaratıyor. “Elhamdülillah!” yine; Allah’a binlerce hamd ü senâ olsun, ışığın yanında karanlığı yaratan Allah’a binlerce hamd ü senâ olsun!.. Kur’an’ın ortasında, الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا * قَيِّمًا “Hamd O Allah’a mahsustur ki kuluna kitabı indirdi ve onun içine tutarsız hiçbir şey koymadı. Dosdoğru bir kitap olarak gönderdi.” (Kehf, 18/1-2) demiyor mu Allah (celle celâluhu)?!. Kur’an’ı indirdi, gözünüzü açtı. Kâinat kitabını okuyan Kelâmını size bildirdi; eşya ve hadiseleri doğru okudunuz, gideceğiniz yeri doğru okudunuz. O büyük Zât karşısında minnet hissi duymaya başladınız, minnettarlık hissi duymaya başladınız. Böyle bir Kelâm, böyle bir Beyân size indirdi.

Cenâb-ı Hakk’ın şu anda sizi mazhar kıldığı şeylere hamd etmez misiniz? Allah (celle celâluhu) sizi insan olarak yarattı; insan-ı mü’min olarak yarattı, meccânen. Hazreti Muhammed Mustafa’ya (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmet olarak yarattı, meccânen. Ne verdiniz de bunu aldınız? Allah Rasûlü’nün âhirzamanda “Kardeşlerim!” dediği zümre içinde sizi yarattı, meccânen. Ne verdiniz de bunu aldınız? Din adına hizmetin boyunduruğunun yere konduğu bir dönemde, dünyanın dört bir yanına iradî, gayr-ı iradî -iradenizle veya cebren- açılma lütfuyla şereflendirdi sizi! Ne verdiniz de bunu elde ettiniz? Meccânen!.. Bu kadar eltâf-ı Sübhâniye karşısında O’na hamd etmemek nankörlük olur. Binlerce hamd ü senâ olsun, bizi bu nimetlerle perverde kılan Zât’a!..

Not: Bu video, 25 Mart 2019 tarihinde yayımlanan “Hüzün, Gönül ve Dil” isimli Bamteli sohbetinden hazırlanmıştır.