İçeriğe geç
Sözler

hissettiriyor.” Geniş izahını başka Söz’lere havale edip yalnız üç noktayı göstereceğiz.

İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine üç yönden aynadır.

Birincisi: Geceleyin karanlık, nasıl ışığı gösterirse, öyle de, insan, zayıflığı ve acziyle, fakr ve ihtiyaçlarıyla, noksanları ve kusurlarıyla bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretini, kuvvetini, zenginliğini, rahmetini bildiriyor ve bunun gibi O’nun pek çok vasfına bu suretle aynalık ediyor. Hatta sonsuz aczi ve zayıflığıyla sayısız düşmanına karşı bir dayanak noktası arayan vicdan daima Vâcibü'l-Vücûd’a bakar. Hem sonsuz fakrıyla, sınırsız ihtiyaçları içinde, nihayetsiz maksatları için yardım aramaya mecbur olduğundan, vicdan o noktadan daima bir Ganiyy-i Rahîm’in dergâhına dayanır, dua ile el açar. Demek, her vicdanda şu dayanak ve yardım noktası yönünden iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîm’in rahmet dergâhına açılır ve insan her vakit oradan bakabilir.

İkincisi: İnsan kendisine numuneler türünden verilen sınırlı ilim, kudret, görme, işitme, mâlikiyet, hâkimiyet gibi küçük vasıf ve kabiliyetlerle kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, her şeyi gören ve işiten rubûbiyetinin hâkimiyetine aynalık eder. Onları anlar ve bildirir. Mesela: “Ben nasıl bu evi yaptıysam, yapmasını biliyorsam, onu görüyorsam, onun mâlikiysem ve onu idare ediyorsam, aynen öyle de, şu koca kâinat sarayının bir Ustası var. O Usta onu bilir, görür, yapar ve idare eder.” der ve bunun gibi...

Üçüncüsü: İnsan, üstünde nakışları görünen ilahî isimlere aynalık eder. Otuz İkinci Söz’ün Üçüncü Mevkıf’ının başında bir parça izah edilen, insanın kuşatıcı mahiyetinde nakışları açıkça görünen yetmişten fazla isim vardır. Mesela: İnsan, yaratılışıyla Sâni ve Hâlık isimlerini, kendisine en güzel suretin verilmiş olmasıyla Rahman ve Rahîm isimlerini, güzel terbiyesiyle Kerîm ve Latif isimlerini ve bunun gibi, bütün uzuvları, kabiliyetleri ve cevherleri ile, latifeleri ve maneviyatı ile, duyguları ve hissiyatı ile ayrı ayrı isimlerin ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek, nasıl Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinde bir “ism-i âzam” vardır, aynen öyle de o isimlerin nakışlarında da en büyük bir nakış, bir “nakş-ı âzam” vardır ki, o da insandır. Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku... Yoksa hayvan ve taş-toprak hükmünde bir insan olma ihtimalin var!

832