İçeriğe geç
Sözler

Zât’ın emriyle yeryüzündeki, Rahman’ın misafirlerine nasıl güzel bakıyor, hizmetlerine koşuyorlar.

Hem hayret verici, garip sanatlar içinde rengârenk, hayranlık uyandıran hikmetli yeryüzünün simasındaki şu nakışlı çizgilere bak! O Zât nehirleri ve çayları, denizleri ve ırmakları, dağ ve tepeleri ayrı ayrı mahlûklarına ve kullarına nasıl uygun birer mekân ve nakliye vasıtası yapmış. Sonra yüz binlerce bitki ve hayvan cinsiyle tam bir hikmet ve intizamla doldurup hayat vererek şenlendirmiş, her vakit muntazaman ölüm ile terhis ederek boşaltıp yine muntazaman Ba’sü ba’de’lmevt suretinde dolduruyor. Bu, bir Kadîr-i Zülcelâl’in, bir Hakîm-i Zülkemâl’in varlığının vücûbuna ve birliğine yüz binlerce dille şahitlik eder.

Sözün Özü: Hayret verici sanatların bir sergisi, hayret verici mahlûkatın bir mahşeri, varlık kafilelerinin bir geçiş yeri ve Cenâb-ı Hakk’ın saf saf kullarına bir mescit ve konak olan yeryüzü, bütün kâinatın kalbi hükmündedir; O’nun birliğinin kâinat kadar bir nurunu gösterir.

İşte ey coğrafyacı efendi! Bu yeryüzü kafası yüz bin ağızla ve her bir ağızda yüz bin dille Allah’ı tanıtırken sen O’nu tanımazsan, başını tabiat bataklığına sokarsan, kusurunun derecesini düşün. Ne kadar dehşetli bir cezayı hak edersin, bil, ayıl ve başını bataklıktan çıkar.

اٰمَنْتُ بِاللّٰهِ الَّذِي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ de.

818