İçeriğe geç
Sözler

Şimdi kuşlara bak! Onların söyleşmelerinin ve cıvıldaşmalarının, bir Sâni-i Hakîm’in konuşturması ve söyletmesi olduğuna kesin delil, hayret verici bir tarzda birbirlerine o seslerle hissiyat ve maksatlarını ifade etmeleridir.

Şimdi bulutlara bak! Yağmurun şıpıltılarının mânâsız sesler olmadığına, şimşek çakmasının ve gök gürlemesinin de boş birer gürültü olmadığına kesin delil ise uçsuz bucaksız bir boşlukta o hayret verici şeyleri yaratmak, onlardan âb-ı hayat hükmündeki damlaları sağmak ve yeryüzündeki muhtaç ve istekli canlıları emzirmektir. Bu, o şırıltıların, o gürültülerin gayet mânidar ve hikmetli olduğunu gösteriyor. Kerîm bir Rabb’in emriyle yağmur, ona arzu duyan canlılara bağırarak, “Sizlere müjde, geliyoruz!” mânâsını ifade eder.

Şimdi göğe bak! Sayısız gökcisminden yalnız aya dikkat et! Onun hareketinin, Kadir ve Hakîm bir Zât’ın emriyle olması, ona ve yeryüzüne ait mühim hikmetlerdir ki, başka yerde anlattığımızdan burada kısa kesiyoruz.

İşte ışıktan tut, ta aya kadar saydığımız büyük, küllî unsurlar gayet geniş ve büyük bir pencere açar. Bir Vâcibü’l-Vücud’un birliğini, kudretinin kemâlini ve saltanatının büyüklüğünü gösterir, ilan eder.

İşte ey gafil! Eğer bu gök gürlemesi gibi sedayı susturabilirsen ve güneşin ışığı gibi parlak olan o nuru söndürebilirsen Allah’ı unut! Yoksa aklını başına al!

سُبْحَانَ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ de.

814