orada çalışacak yeni zerrelerin gelmesini sağlayan bir terkibe ihtiyaç vardır. İşte o beden hücreleri düzenli, ilahî bir kanunla öldüğünden, yine Cenâb-ı Hakk’ın muntazam bir kanunuyla tamir için rızıkları olan latif bir maddeyi isterler. Bedendeki uzuvların ayrı ayrı ihtiyaçları ölçüsünde, rızkın gerçek sahibi Allah da hususi bir kanunla onu bölüştürüp dağıtır.
Şimdi o Rezzak-ı Hakîm’in gönderdiği latif maddenin mahiyetine bak. Göreceksin ki, o maddenin zerreleri havada, toprakta, suda dağılmış bir kafile gibiyken, birden emir almışçasına, şuurlu bir hareketi hatırlatan bir şekilde toplanıyorlar. Âdeta her zerre bir vazifeyle belli bir yere gitmek için emir almış gibi, gayet muntazam şekilde bir araya geliyor. Hem hallerinden anlaşılıyor ki, onlar, dilediğini yapmaya gücü yeten bir Zât’ın hususi bir kanunuyla sevk edilip cansızlar âleminden canlılar âlemine geçer. Sonra belli bir düzenle, birbirini takip eden hareketler ve hususi kaidelerle rızık olarak bir bedene girip o bedenin içinde dört tezgâhta pişirildikten, dört hayret verici safhadan geçtikten ve dört süzgeçten süzüldükten sonra bedenin her tarafına yayılarak bütün uzuvların ayrı ayrı ihtiyaç derecelerine göre rızkın gerçek sahibi Cenâb-ı Hakk’ın yardımı ve muntazam kanunlarıyla dağıtılırlar.
İşte o zerrelerden hangisine hikmet nazarıyla baksan göreceksin ki: Her şeyi işiten, bilen, gören bir Zât tarafından muntazam bir şekilde sevk olunan o zerrenin hareketlerine kör ittifak, kanunsuz tesadüf, sağır tabiat ve şuursuz sebepler asla karışamaz. Çünkü her biri kâinatın en uzak köşesinden tut, ta beden hücrelerine kadar nereye girmişse o maddenin belli kanunları içinde ama âdeta kendi iradesiyle vazifesini eksiksiz görüyor. O zerre hangi tabakaya gitse öyle kusursuzca adım atıyor ki, Hakîm bir Zât’ın emriyle girdiğini açıkça gösteriyor. İşte halden hale, tabakadan tabakaya böyle muntazam bir şekilde geçe geçe hedefinden ve maksadından ayrılmadan lâyık olduğu makama, mesela Tevfik’in gözbebeğine Cenâb-ı Hakk’ın emriyle girer, vazifesini görür. İşte bu hal, yani rızıklardaki rubûbiyet tecellisi gösteriyor ki, o zerreler en baştan bellidir, vazifelidir ve o makamlar için hazırlanmıştır. Âdeta her birinin alnında ve yüzünde, “Filan hücrenin rızkı
Dipnotlar
- Risale-i Nur’un ilk kâtiplerinden, “Nurun Birinci Kâtibi” unvanını alan Şamlı Hafız Tevfik (1889-1965). Asıl adı Tevfik Göksu’dur (rahmetullahu aleyh).