İçeriğe geç
Sözler

âlemdeki yaratılış mucizelerini onların gözleriyle seyredip kulaklarıyla duyar ve kendilerine has tesbihatı yaparlar.

İşte, nasıl ki hakikat böyle gerektirir; hikmet de aynen bunu gerektirir. Çünkü katı ve ruhla münasebeti pek az olan topraktan ve bulanık, hayat nuruyla münasebeti pek az olan sudan sürekli, hummalı bir faaliyetle tatlı hayatı ve nurani bir tarafı bulunan idrak sahibi varlıkları yaratan Fâtır-ı Hakîm’in, elbette ruha çok lâyık ve hayata çok münasip şu nur, hatta karanlık denizinden, hava zerrelerinden ve elektrik gibi başka latif maddelerden yaratılmış bir kısım şuur sahibi mahlûkları vardır, hem de pek çok vardır.

Birinci Maksat

Meleklerin varlığını tasdik etmek imanın esaslarındandır. Bu “Maksat”ta dört nükteli esas var.

Birinci Esas

Varlığın kemâli, hayat iledir. Belki onun hakiki varlık olması, hayat ile mümkündür. Hayat, varlığın nuru; şuur, hayatın ışığıdır. Hayat, her şeyin başı ve esasıdır; her şeyi bir tek canlıya mal eder, bir şeyi bütün eşyanın sahibi hükmüne geçirir. Hayat sayesinde bir canlı: “Her şey benim malımdır. Dünya, evimdir. Kâinat bana Mâlikim tarafından verilmiş bir mülktür.” diyebilir.

Nasıl ki ışık, cisimlerin görülmesini sağlar ve -bir değerlendirmeye göre- renklerin varlık sebebidir. Aynı şekilde, varlıkların keşşafı, yani onların gizli inceliklerini ortaya çıkaran da hayattır. Hayat, çeşitli keyfiyetlerin meydana gelmesine vesiledir. Küçük bir parçayı yani cüzîyi bütün haline getirir, büyük ve küllî yapar. Bütünü ise bir parçanın içine sığdırır. Sayısız şeyi ortak kılıp bir araya toplayarak tek varlık haline getirmek ve bir ruha mazhar etmek gibi, varlığın bütün mükemmel vasıflarının kaynağıdır. Hatta hayat, sayısız varlık tabakalarında Cenâb-ı Hakk’ın birliğinin bir çeşit tecellisidir; ehadiyetin, yani O’nun her bir varlıkta ayrı ayrı görünen birlik tecellisinin aynasıdır.

Bak, cansız bir cisim, büyük bir dağ bile olsa yetimdir, gariptir, yalnızdır. Sadece bulunduğu mekânla ve ona temas eden şeylerle münasebeti vardır. Kâinattaki başka her şey o dağ için ölüdür. Çünkü ne

614