sahibi bir insanım” diyebilirsin? Evet, koca bir ağacın ruha bir derece benzeyen programını ve yaratılış kanunlarını nokta kadar küçük bir çekirdekte saklayan, her şeyi hikmetle, eksiksiz muhafaza eden Hakîm ve Hafîz, celâl sahibi ve bâki bir Zât hakkında, “Ölmüşlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder?” diye sorulur mu!
Birinci Kaynak
Enfüsîdir, yani insanın iç dünyasına aittir. Herkes kendi hayatına ve nefsine dikkat etse bâki bir ruhun varlığını anlar. Evet, her bir ruh, kaç sene yaşamışsa o kadar beden değiştirdiği halde, açıktır ki, aynen bâki kalmıştır. Öyleyse -madem beden gelip geçicidirölümle bedenden bütün bütün soyunmak da ruhun bekâsına tesir etmez ve mahiyetini bozmaz. Yalnız ruh, insanın hayatı boyunca beden elbisesini yavaş yavaş ve kısmen değiştirirken, ölümde bedenden birden soyunur. Kesin bir sezgiyle, belki tecrübeyle sabittir ki, beden ruh ile ayakta durur, hayat bulur. Öyleyse ruh, varlığını bedenle sürdürmez. Belki o, kendi kendine ayakta durduğundan ve hâkim olduğundan, beden istediği gibi dağılıp toplansa da ruhun serbestliğine zarar vermez. Beden, ruhun evi ve yuvasıdır, elbisesi değil. Ruhun elbise olarak, bir derece sabit ve letafet bakımından kendine uygun bir örtüsü, misalî bir bedeni vardır. Öyleyse ruh, ölüm ânında bütün bütün çıplak kalmaz; yuvasından çıkar ve misalî bedenini giyer.
İkinci Kaynak
Afâkîdir, yani dış dünyaya aittir. Sayısız şahitlik, çeşitli vakalar ve münasebetler neticesinde tecrübeyle elde edilmiş bir hükümdür. Evet, tek bir ruhun ölümden sonra bâki kaldığı anlaşılsa, bu, bütün ruhların ölümsüzlüğüne delildir. Zira mantık ilmince şu kaide kesindir: Zâta ait bir hususiyet bir türün bir tek ferdinde görülse, o hususiyetin bütün fertlerde bulunduğuna hükmedilir. Zâtî olduğundan, o hususiyet her fertte bulunur. Halbuki değil bir fert, had ve hesaba gelmez tecrübelere dayanan ve ruhun bekâsını ispat eden sayısız işaretler o kadar kesindir ki, nasıl bize, “Yeni Dünya, yani Amerika diye bir yer var, orada insanlar yaşıyor.” dense, o insanların varlığından hiç şüphe