İçeriğe geç
Sözler

(aleyhisselam) gibi bir ulü’l-azm bile ancak birkaç sözü işitmeye tahammül edebilmiştir. Musa Aleyhisselam: أَهٰكَذَا كَلَامُكَ؟ demiş, Allah Teâlâ cevap olarak şöyle buyurmuş: لِي قُوَّةُ جَمِيعِ الْأَلْسِنَةِ

Şeytan yine döndü, dedi ki:

“Pek çok kimse Kur’an’ın meseleleri gibi çeşitli hususları din adına söylüyor. Şu halde, bir insanın din adına böyle bir şey yapması mümkün değil mi?”

Cevap olarak –Kur’an’ın nuruyla– dedim ki:

“Öncelikle: Dindar bir adam, dine muhabbetinden dolayı, ‘Hak ve hakikat budur. Allah’ın emri böyledir.’ der. Yoksa Allah’ı kendi keyfince konuşturamaz. Haddini sınırsızca aşıp –hâşâ– Allah’ın taklidini yaparcasına O’nun yerine konuşamaz. فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ ayetindeki hükümden titrer.

İkincisi: Bir insanın kendi başına böyle yapması ve bunda başarılı olması hiçbir şekilde mümkün değildir, yüz derece akıl dışıdır. Çünkü ancak birbirine yakın zâtlar birbirini taklit edebilir. Aynı cinsten olanlar birbirinin suretine girebilir; mertebece yakın olanlar birbirinin makamındaymış gibi davranabilir. İnsanları geçici olarak kandırabilir, fakat sürekli aldatamazlar. Çünkü dikkatli kimselerin gözünde, hal ve tavırlarındaki sunîlik ve zorakilik, sahtekârlıklarını er geç gösterir, hileleri devam etmez. Eğer sahtekârlıkla taklide çalışan, benzemeye çalıştığı kişiden gayet uzaksa, mesela sıradan bir adam, ilimde İbni Sina gibi bir dâhîyi taklit etmek istese ya da bir çoban, bir padişahın vaziyetini takınsa, elbette hiç kimseyi aldatamaz, kendisi maskara olur. Onun her hali şöyle bağırır: “Bu sahtekârdır!”

İşte –hâşâ, yüz bin defa hâşâ– Kur’an’ı insan sözü farz etmek, imkânsızlığı apaçık, akıl dışı bir şeyi, olmuş saymak gibi bir saçmalıktır.

233