İşte ey şeytan! Hak yolundakiler ve insaf sahipleri, sana rağmen bu şekilde doğru bir muhakeme ile düşünürler. Hatta en küçük bir delilde dahi Kur’an’a imanlarını artırırlar. Senin ve takipçilerinin gösterdiğiniz yol ise hakikate zıttır. Bir kere, Kur’an insan sözü farz edilse, yani Arş’a bağlanan o muazzam pırlanta yere atılsa, onu yerden kaldırıp manevî Arş’a çakmak için bütün deliller kuvvetinde ve sağlamlığında bir tek delil gerekir. Ta ki, insan küfür karanlığından kurtulup imanın nurlarına erişsin. Halbuki bunu başarmak pek güçtür. Onun için senin hilene aldanıp şu zamanda, tarafsızca değerlendirme perdesi altında çokları imanını kaybediyor.”
Sonra şeytan döndü ve dedi ki:
“Kur’an, insan sözüne benziyor, onların konuşması tarzındadır. Demek, insan sözüdür. Eğer Allah’ın kelâmı olsa, O’na yakışacak, her yönden harikulâde bir tarzı bulunurdu. O’nun sanatı nasıl insanların sanatına benzemiyorsa, kelâmı da benzememeli!”
Cevaben şöyle dedim:
“Nasıl ki Peygamberimiz (aleyhissalâtü vesselam) mucizelerinden ve hususi vasıflarından başka, hal, hareket ve tavırlarında beşerilikte kalıp her insan gibi ilahî kaidelere ve yaratılış kanunlarına uymuştur. O da soğuğa katlanmış, elem çekmiştir vesaire... Ümmetine fiilleriyle imam, tavırlarıyla rehber olması ve bütün hareketleriyle ders vermesi için her hal ve tavrında harikulâde bir vaziyet görülmez. Eğer her davranışı harikulâde olsa, her yönüyle bizzat imam, herkese mutlak rehber ve her haliyle “âlemlere rahmet” olamazdı.
Aynen öyle de, Kur’an-ı Hakîm şuur sahiplerine imam, cinlere ve insanlara yol gösterici, kemâl ehline de rehberdir. Hakikat yolundakilere ders verir. Öyleyse hitabının, insanoğlunun konuşması ve üslûbu tarzında olması zaruri ve şarttır. Çünkü cinler ve insanlar münâcâtını ondan alır, duasını ondan öğrenir, meselelerini onun lisanıyla söyler, birlikte yaşayıp iyi geçinmenin âdâbını onda görür ve bunun gibi... Herkes ona müracaat eder.
Öyleyse Kur’an-ı Kerîm, eğer Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) Tûr Dağı’nda işittiği Allah kelâmı tarzında olsaydı, insan bunu dinlemeye, işitmeye tahammül edemez ve onu merci yapamazdı. Hazreti Musa
Dipnotlar
- Bkz. Enbiyâ sûresi, 21/107.