Bir Nefes (74) – Kalbin Nabzı ve İlahi Lütuf

Bir Nefes (74) – Kalbin Nabzı ve İlahi Lütuf

Mümin için kendiyle yüzleşme çok önemlidir.

İnsan, kendinde kusur ve suçları aramazsa, zannediyorum ki derdine göre bir reçete oluşturamaz.

Evet, birinin dediği gibi: “Cem oldu Eflatun, Aristo, Lokman; nabzıma el vurdu bir bir tabiban, dediler: ‘Derman yok, buna ne çare.’”

İnsan kendi nabzını tutmalı, kendi kalbinin ritimlerine kulak kesilmelidir. Her atışında “huuu” diyor mu o kalp? Değilse, bir bıçak çalıp köpeklere bir lokma et diye atmalı onu, bence. Bence onu kirletmemeli. Çünkü onun arkasında o latife-i Rabbaniye var.

Rûhun ilk basamağıdır o. Onunla insan, ruh iklimine; ruh âlemine yükselir.

Ruh âlemine…Ruh âleminden sır âlemine yükselir. Sıfat-ı Sübhâniye’nin tecelli alanlarını temaşaya durur. Sürekli, adeta mest u mahmur kendinden geçer.

Yerinde sayan insanlar, yerlerinde sayar dururlar da kendilerini bir şey zannederler. Sizler, çoğunuz itibarıyla Cenab-ı Hakk’ın ilk lütfu, ilk ihsanı olarak basamak atlamaya muvaffak oldunuz Allah’ın izniyle.

Evvela, hemen şunu arz edeyim ben: Zalimlerle beraber aynı çizgide bulunmadınız. Bunu, binlerce hamd ü senâ ile Cenab-ı Hakk’a karşı derin bir minnet duygusu hâlinde ifade etmek düşer.

Binlerce hamd ü senâ olsun ki; insanları derdest edip içeriye atan zalimlerle beraber aynı safta olmadık. Haklı haksız ayırt etmeden herkesi ezmeye çalışanlarla beraber olmadık. Anneyi evladından ayıran firavunlarla beraber olmadık. İbn-i Selûller’le beraber olmadık. Allah’a binlerce hamd ü senâ olsun.

Belki olmamız gerekli olan o noktada da bulunamadık ama insanı gayyâya götürebilecek noktada da Allah bizi bulundurmadı. Ona binlerce hamd ü senâ olsun.