Soru: İnsanın yaptığı hizmetler karşısında maddî-manevî hiçbir beklentiye girmediğinin ölçüsü nedir? Bu nasıl sağlanabilir?
00:36 Bu yolda hâlis olanlar; şahısları, aile fertleri hatta mensup oldukları grupları adına herhangi maddî bir beklentiye girmeden hizmet edenlerdir.
01:05 Bu yolda “ahlesâne” hizmet edenler ise –değil maddî bir beklenti– Allah’ın rızası dışında manevî füyûzâtlar adına dahi bir beklentiye girmezler.
02:12 Bediüzzaman Hazretleri’nin; “Gözümde ne Cennet sevdâsı var ne Cehennem korkusu. Milletimizin îmânını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya râzıyım…” hasbîliği içinde gerçek hılleti sergileme!..
03:55 Belki “ahlesin de ötesinde ahles olanlar” vardır ki, bunlar bizim mülâhazalarımızı çok aşkındır. Maddî-manevî bir beklenti İnsanlığın İftihar Tablosu’nun aklının ucundan dahi geçmiyor.
04:47 Böylesi bir ihlasın nasıl kazanılacağı noktasında Üstad Hazretleri öncelikle “enfüsî ve âfâkî tefekkür” diyor.
06:25 İnsan, enfüsî ve âfâkî tefekkür ile her gün yenilenmeli ki Allah’ı (celle celâluhu) her gün yeniden tanıyabilsin.
07:31 Fakat eski, bayat (enfüsî ve âfâkî tefekkür ile her gün Allah’ı yeniden duymayan) bir insanın değil ahlesü’l-muhlisîn, değil ahles, hâlis olması bile çok zordur.
08:06 İnsanın her gün doğan güneş ile, değişen varlık ile değişme vetiresi yaşaması lazım. Ancak bu sayede kemmiyet ve keyfiyetin esiri olan “yeni” ile kemmiyet ve keyfiyetsiz “Yeni” buluşacaktır.
08:43 Böylesi bir ihlasın nasıl kazanılacağı noktasında Üstad Hazretleri ikinci olarak, “ölüm ve ölüm ötesi hayatın bir kitap gibi okunup vicdanda enginliği ile duyulması” manasında “Râbıta-yı mevt” diyor.
09:10 Kâmil iman ve ihlası elde etmek mevzuunu besleyen yan hususlar arasında ise “selef-i sâlihînin hayat-ı seniyyeleri ile meşgul olmak” sayılabilir.
09:19 Hüsn-ü zannımız olan insanlarla, kalbî hayatı Allah’a açık olan insanlarla oturup kalkmak…
09:31 Sürekli hizmetin içinde bulunmak… Her şeye rağmen cemaatten ayrılmamak.
09:40 İnsan, kemâlâta istidâdı açısından Şah-ı Geylânî, Hasan Şâzelî istidadında dahi olsa Allah’ın cemaate olan lütfunu kat’iyyen yakalayamaz.
10:35 Bu dediklerim hesabı çok ağır olan meselelerdir. Ama azıcık inanıyorsanız, bana hesabını nazara almadan bu meseleler çok söylenecek gibi değil.
10:51 Bir taraftan hadisin ifadesiyle “kurdun yememesi için”, diğer taraftan da Allah’ın inayetinin bir “sürekli mazhariyet” hâlinde devam etmesi için cemaat içinde bulunmak lazım.
11:52 Cemaat ile hareket edilince “uygun adım” korunabilir. Ferdî hareketlerde mutabakatsızlıklar yaşanır.
13:12 Ben cemaat içinde şuna şahit oldum: Eğer bir arkadaşımız iki hafta, üç hafta, dört hafta bu umumî ahenkten ayrılmışsa, şayet konuşmaya başladığında yabancılık yaşadığını hemen anlıyorsunuz.
15:14 İnsanlığın İftihar Tablosu (s.a.s.) buyuruyor ki: “Benim ümmetim dalâlette ictimâ etmez!” Bunun mefhûm-u muhalifi şudur: Müminler belli bir mesele etrafında toplanmışlarsa, o işte dalâlet düşünmemek lazım; hidayet var demektir. Eğer münferit hareket ediliyorsa, dalâlete karşı bir garanti yok demektir.
15:49 Böyle bir kısım risklere karşı cemaat adeta koruyucu bir sütre, bir seradır. Şeytanın ve nefsin yakıcı şihâblarına karşı koruyucu bir atmosfer mahiyetindedir.
16:23 Kendi kendine kalan bir insan, kendine ait bazı şeyleri “harikulâde-fevkalâde” görebilir. Oysa iyiliğe kilitlenmiş cemaat içinde âlemden bir farkının olmadığını idrak eder. Bu açıdan da cemaat çok önemlidir.





