Evet, mü’minler cihad ederken dahi arkada bir zümre kalmalı ve dini öğrenmelidir ki, diğerleri dönünce de onlara dini öğretsinler. Cihad farz-ı ayn olduğu zaman bile, sizin ilim ve kültür yuvalarınızın kapıları sonuna kadar açık olmalıdır. Eğer, her tarafı düşmanın sardığı o devrede, ilim irfan yuvaları kapatılır ve herkes cepheye gönderilirse, maddî cihad kazanılsa bile, ilim ve kültür adına çok şey kaybedilmiş olur. Onun için İslâm, böyle fevkalâde durumlarda bile, bir kısım insanların cepheye gitmeyip ilim ve kültür adına çalışma yapmalarını emretmektedir. Demek ki Allah Resûlü, ilim ve kültür seferberliğini en kritik dönemde dahi ihmal etmemiş.. cepheye gitmeyenler, doğrudan doğruya kendilerini ilme vermiş; gidenlere de, arkada kalanların garantisi verilmiş. Daha önce de temas ettiğimiz gibi işin başında, okuma-yazma bilen parmak sayısına ulaşmıyorken, yirmi sene sonra okuma yazma bilmeyen tek insan kalmamıştı. Böyle bir netice ise, ancak Allah Resûlü’nün bu sahadaki gayret ve çalışmalarıyla elde edilebilmişti.
Evet O, hiçbir zaman insan unsurunu ihmal etmemiş ve fertlerin her yönüyle sağlıklı yetişmesini, milletin sağlıklı yetişmesini bilmiş.. öğretmiş, öğretilmesini emretmiş.. nazarî şeyleri pratiğe dökmüş.. bizzat kendisi de bir muallim gibi talebe yetiştirmiş.. ve ölü bir dünyada, ölü yığınlar içinde bir ilim ve iman toplumu inşa etmişti.
İlk münşî ve mimardan sonra, toplum kendi idarecilerini artık kendi içinden çıkarır ki, bu evvelkisine karıştırılmamalıdır.