İçeriğe geç

Abdullah b. Mesud (radıyallâhu anh) Ukbe b. Ebî Muayt’ın koyunlarını güden bir insandı.10 Allah Resûlü, onu da tedris halkasına aldı ve bu koyun güden insandan öyle bir mürşid çıkardı ki, denebilir ki Kûfe Mektebi, bu şanlı sahabinin eseridir. Düşünün ki, Alkameler, Nehaîler, Hammadlar, Sevrîler, Ebû Hanifeler hep bu mektebin talebeleridirler. Her biri kendi sahasında zirve olan bu büyükler, büyük ölçüde ilimlerini İbn Mesud kaynağından almışlardır. İbn Mesud ise, aslında bir deve çobanıydı. (Ruhlarımız o deve çobanına feda olsun!) Ve işte Allah Resûlü bir deve çobanından böyle dâhiler yetiştiriyordu.

Öteden beri Batı ilim âlemini meşgul eden birkaç büyük İslâm âlimi vardır ki, her biri koca koca mücelletlere mevzu olmuşlardır. Bunlardan biri de, hukuk sahasındaki şöhretiyle İmam-ı Azam Ebû Hanife’dir. Bir büyük idrake göre, Solon ve Hammurabi ona ancak çırak olabilirler… Ebû Hanife ise bu baş döndürücü büyüklüğü ile, Allah Resûlü’nün talebelerinden, deve çobanı İbn Mesud’un talebesinin talebesinin talebesidir. –Estağfirullah! Ebû Hanife’yi küçük gösteriyorum zannedilmesin. Sözlerimiz, Üstadlar Üstadı’nın büyüklüğünü ifade sadedinde sâdır olmuştur- Evet, Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) terbiye ve yetiştirmesi sayesindedir ki hiçbir şey olmayan bu insanlardan her şey olan insanlar zuhur etmiştir. Ölüden diri çıkarılmış ve kömürden elmas elde edilmiştir.

32