İçeriğe geç

Merhum Allâme Hamdi Yazır’a göre, aslın mânâsına uygun olması için, sarahatte-delâlette, icmalde-tafsilde, umumda-hususta, ıtlakta-takyidde, kuvvette-isabette, hüsn-ü edâda-üslûb-u beyanda tercüme, orijinal metne müsâvi ve denk olmalıdır.2 Aksine bu çerçevede gerçekleştirilemeyen bir çeviri tam bir tercüme değil, eksik bir aktarmadır. Bu itibarla da, edibâne bir üslûpla ifade edilmiş herhangi bir nesir veya nazmı, o ölçüde gelişmiş bir dile –her iki dilin de inceliklerinin bilinmesi şartıyla– çeviri mümkün olsa da, hem akla, hem kalbe, hem ruha, hem de bütün hissiyata birden hitap eden ve iç içe bediî incelikleri hâiz bulunan, olabildiğine canlı ve her zaman revnakdar bir eserin tam tercümesinin kabil olduğunu söylemek çok zor olsa gerek. Hele bu eser Allah’a ait, zaman ve mekân üstü derinlikleri bulunan ve bütün çağlara birden seslenen aşkın bir beyan âbidesi ise.. evet Kur’ân, Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle, varlık kitabının ilâhî bir tercümesi; tekvînî emirlerin sesi soluğu; eşyâ ve hâdiseler çerçevesinde farklı dillerin hak söyleyen tercümanı; dünya ve ukbânın apaçık dilli müfessiri; göklerde ve yerde gizli ilâhî isimler hazinesinin keşşâfı; her şeyin arka plânındaki esrarın sırlı anahtarı; öteler ve öteler ötesinin bu âlemde mütecellî fasih lisanı; o pırıl pırıl hâliyle İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi; âhiret âlemlerinin her şeyi gayet açık çizgileriyle ortaya koyan mukaddes haritası; Cenâb-ı Hakk’ın zât, sıfât, esmâ ve bütün muallâ şe’nlerinin sesi-sözü ve en vâzıh tefsiri, en kat’î beyanı; topyekün insanlık âleminin yanıltmayan biricik mürebbisî; var olduğu günden beri İslâm âleminin havası, suyu, ziyası ve bütün âlemlerin Rabbi, Hâlıkı bir Zât-ı Ecell ü A’lâ’nın kelâmı, fermanı, hitabıdır3 ki, nazmı ve mânâsı itibarıyla da pek çok derinlikleri bulunan böyle bir kitabın tercüme yoluyla başka bir dile aktarılması mümkün olmasa gerek…

279