Gayrimâkulün ortaya çıkışı bazen, “Vedd”, “Yeğûs”, “Yeûk”, “Nesr” keyfiyetinde, bazen Mecusîlerde olduğu gibi “nur-zulmet” ikilemi tarzında, bazen küllî bir ruh biçiminde, bazen de “Lât”, “Menât”, “Uzzâ”, “Nâile”, “İsaf”… türünden değişik putlar, ateş, ırmak, yıldırım, rüzgâr… nev’inden, tabiat kitabının ürperten ve korku veren hâdiselerinden kaynaklanagelmiştir. Her zaman, eğriliğe ve inhirafa açık ruhlar, bazen “Vedd, Yeğûs, Yeûk, Nesr” hâdisesinde olduğu gibi, hüsnüniyetle başlayan bir çarpıklığa sürüklenmiş, bazen de mâkule ve semavî olana sırtlarını dönerek yanlış bir yola girmiş ve doğrudan uzaklaşmışlardır. Merkezde inhiraf açısı sezilemeyecek kadar küçük olduğundan, meselenin farkına varamamış, farkına vardıkları nokta olan muhit hattında da, alanın genişliğine takılıp geriye dönememişlerdir. Sonra da en önemli gerçekleri bile değişik vehm ü hayallere bağlama yoluna sapmışlardır. İşte böyle bir gayrimâkuliyet ister ilâhî icraattan her birini açıktan açığa farklı putlara bağlama şeklinde olsun, ister bazı müşriklerin biraz mazeret biraz da demagoji olarak ileri sürdükleri “mütevassıt şefaatçiler” yaklaşımındaki kapalı irtibat biçiminde olsun, apaçık hem akla, hem de vahye karşı gelmektir ve düpedüz bir sapıklıktır.
Hemen her zaman mâkul olan tektir. Ondan sapılınca, farkına varılmadan gayrimâkul çokluğa düşülmüştür: Sâbiîler doğumu, ölümü, mutluluğu, mutsuzluğu, belâ ve musibetleri, bizim kader telakkimize benzer şekilde, aya-güneşe, yıldızlara; animistler küllî bir ruha; Mecusîler, nura-zulmete ve putperestler de değişik ad ve unvanlar altında pek çok puta “Vahid-i Hakikî”nin yerine “kesir-i hakikî”yi ikame etmişlerdir. Sonra da, onları bu inhiraflarından vazgeçirmek isteyen ilâhî mesajlara karşı “Eski köye yeni âdet mi?” der gibi “Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz yolda yürürüz.”2 karşılığını vermiş ve yürüdükleri yolun, semavî ya da aklî olmasını hiç mi hiç düşünmemişlerdir.
Dipnotlar
- 2 Zuhruf sûresi, 43/23.