İçeriğe geç

Herkes bu durumu ihraz edemediği için bir adı da “Mustafa” (seçilmiş, ihtiyar edilmiş) olan Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve diğer seçkinler, insanlarla Allah arasında birer vesile ve vasıta olarak vazife görmektedirler. Ehlullah menkıbelerinde, insanın, tasaffi ederse Resûl-i Ekrem’le doğrudan doğruya münasebet kurabileceği söylenir. Nitekim Allâme Süyûtî, Efendimiz’le yetmişten fazla yakazaten görüştüğünü dile getirmektedir.3 Hatta ehlullahtan öyleleri vardır ki, “Ben bir an Allah Resûlü’nün huzurunda bulunduğumu hissetmezsem ölürüm. Ben, O’ndan her an hayat alıyor, hayatımı O’nun işaretlerine göre tanzim ediyorum.” demektedirler. Vâkıa, Allah Resûlü, “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı tutunduğunuz zaman dalâlete gitmezsiniz. Bunlar, Kitabullah ve Sünnetimdir.”4 buyurarak işaretini verip gitmiştir. Elde Şeriat-ı Garrâ vardır. Ancak bununla beraber o büyük kâmetler, öylesine kurb-u huzura müşerref olmuşlardır ki, bir lahza orada bulunmadıklarını hissettiklerinde mahvolacaklarını zannetmektedirler. Bazıları ise bu huzurda olmadıklarını hissettiklerinde, “Huzuru ihlâl ettik, ters düştük!” diyerek kalkıp boy abdesti almaktadırlar.

Evet, işte böylesine müterakki ve Resûl-i Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselâm) münasebettarı kimseler de vardır. Bunlar olmazsa, âlem başka âlem olur. Bu bir hâl, keyfiyet, çap ve ağırlık meselesidir ve bunu madeni bakır olanlar değil, bîhemta elmas olanlar anlar.

4