Her peygamber, tertemiz ve nezih bir fıtrattır. Meselâ Efendimiz’i ele alalım. Kendisine kırk yaşında peygamberlik gelmiştir. Fakat O’nun kırk yaşına kadar yaşadığı nezih hayatı âdeta peygamberliğin temel taşları ve altyapısı gibidir. Vakanüvis, O’nun yirmi beş yaşında iken Hz. Hatice’nin karşısındaki durumunu bize naklederken şöyle der: “Meysere kendisine Hz. Hatice’nin talebini ilettiğinde Resûl-i Ekrem buram buram ter dökmüştü.” Evet, Allah Resûlü, iffetsizliğin hükümferma olduğu bir devirde kaşını kaldırıp da bir kadının yüzüne bakmamıştı. Evvel ve ahir sorgulanabilecek olumsuz hiçbir davranışı olmamıştı. Keza O’nun, hiç mi hiç yalanı duyulmamıştı.
Bu İstikamet Âbidesi’yle alâkalı Mugîre İbn Şu’be Müslüman olmadan önce başından geçen şöyle bir hatırasını anlatır: Ebû Cehil ile beraber bir yolda yürüyorduk. Bir aralık Peygamberimiz karşımıza çıktı. Biz çakırkeyf bir lâubalilik içindeydik. O, ciddî bir sekine ve vakarla bize yaklaştı. Kendisine yakışır bir eda ile bize hakkı anlattı. Bunun üzerine Ebû Cehil, “Senin peygamber olduğunu kabul etsek zaten dinine girer arkandan yürürdük. Seni kabul etmiyoruz!” dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü ayrıldı ve gitti. Sonra benimle baş başa kalan Ebû Cehil bana şöyle dedi: “O’nun getirdiği haberlerin hepsi doğru. O yalan söylemez. Çünkü şimdiye kadar hiç yalanına şahit olmadık. Fakat Abdülmuttalipoğulları, ‘Sikâye bizden, sidâne bizden, rifâde bizden’ diyorlar; bir de kalkıp ‘Nübüvvet de bizden.’ derlerse ben buna dayanamam.”2
Dipnotlar
- 2 İbn İshak, es-Sîre 4/191; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 7/255-256.