İmam Matürîdî, “Dinî tebliğat olmasa bile bir insan, Allah’ı bilmek zorundadır.” demektedir. Buna hak vermemek mümkün değil; nitekim kâinat kitabını okuyan ve enfüsî tefekküre dalan bir insan, isim ve sıfatlarıyla O’nu bilemese de mutlaka kâinatı yoktan var eden bir Yaratıcı’nın olduğunu anlayabilir. Bir bedevi bile kendi dar anlayışıyla:
“Deve tersi oradan bir devenin geçtiğine, yerdeki ayak izleri de bir yürüyene işaret ederken, vadi vadi yeryüzü, burç burç sema ve dalga dalga deniz, Latîf ve Habîr olan Allah’ın varlığına işaret etmez mi?” diyerek Allah’ın varlığına ulaşmaktadır.
Evet, zerreden küreye kadar kâinattaki âhenge bakan bir insan, bu mânâda Allah’ın varlığını okuyacaktır. Zira her şey, Allah’ın varlığına delâlet etmektedir. Her harf, kâtibine delâlet ettiği gibi kâinattaki her yaprak da, Allah’ın varlığına bir delildir. Hususiyle günümüzdeki ilimler ve değişik keşifler, bu meseleyi, inkâr edilmeyecek şekilde apaçık ortaya koymuştur. Binaenaleyh her insan, esmâ ve sıfatlarıyla olmasa da, Zât-ı Ulûhiyeti bulabilecek kapasitede yaratıldığı söylenebilir.
İmam Eş’arî ise “Biz, peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız.”2 âyet-i kerimesine dayanarak, kendilerine peygamber gönderilmeyen insanların, inançsızlıklarından ötürü muaheze edilmeyeceklerini söylemektedir. Yani, bir yere peygamber gitmemişse Allah, oradaki insanları küfür ve küfranlarından dolayı muaheze etmeyecektir.