İçeriğe geç

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olarak bizim itikat açısından intisap ettiğimiz iki imamımız vardır. Bunlardan birincisi İmam Ebû Mansur el-Matürîdî, diğeri ise Ebu’l-Hasen el-Eş’arî’dir.

İmam Matürîdî, Mâverâünnehir’de yaşamış, aynı zamanda burada Ehl-i Sünnet’e nispet edilen kelâm ekolünün kurucusu ve mümessili olmuş bir zattır. Ebû Hanife’nin mezhebinde olanlar daha ziyade itikat noktasında onun yorum ve tevillerini benimsemiş ve onun tavzih ettiği esaslar çerçevesinde yaşamışlardır. Ebu’l-Hasen el-Eş’arî’yi ise daha ziyade amelde Şafiî mezhebine mensup olanlar akidede imam olarak benimsemiş ve onun Kur’ân ve Sünnet’e dayalı düsturlarıyla irtibat içinde olmuşlardır.

Bu iki imam, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in imamlarıdır ve bunların ikisinin de delilleri Kur’ân ve Sünnet yörüngelidir. Bu imamlar, Kur’ân ve Sünnet’ten bu hükümleri çıkarırken, arkalarından gelen yüzlerce muhakkik allâme de bunları tasdik etmişlerdir. Hem de öyle imzalarla tasdik etmişlerdir ki, artık bunları inkâr etmek müspet ilimlere karşı gelmek ve kâinattaki en büyük hakikatleri kabul etmemek şeklinde yorumlanmıştır.

İmam Matürîdî ve İmam Eş’arî’nin bu mevzudaki nokta-i nazarları biraz farklıdır. Kısaca özetleyecek olursak:

İmam Matürîdî’ye göre hiçbir peygamber gelmese bile bütün insanlar, Allah’ı bilmekle mükelleftirler. Çünkü akıl, Allah’ı bilme ve bulmaya yetecek mahiyettedir. İmam Eş’arî’ye göre ise Allah (celle celâluhu), herhangi bir yere peygamber göndermedikçe o yerdeki insanları mükellef tutmaz. Dolayısıyla da dinden haberi olmayan insan, hiçbir şeyden mesul değildir.

Şimdi bu iki imamın nokta-i nazarına dayanarak şunlar söylenebilir:

3