Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), o günleri şöyle anlatmaktadır: “Bir gün çok sıkılmıştım ve gönlümden: ‘Ashabımdan bir kimse gelip beklese de ben de biraz istirahat etsem.’ diye geçirdim. İşte tam bu esnada kapının önünde bir kılıç şakırtısı duydum. ‘Kim o?’ deyince, Sa’d İbn Ebi Vakkas’ın sesini işittim. ‘Ne arıyorsun kapının önünde?’ diye sorunca Sa’d şunları söyledi: ‘Evde yatıyordum yâ Resûlallah! Sana bir zarar verirler düşüncesiyle kapının önünde perdedâr olayım diye geldim.’
Evet, elbette ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hz. Sa’d’ın bu hareketini de unutmayacaktır. Zaten böyle bir kadirşinaslığa Cenâb-ı Hak da müheymin ve nigehbândır. Allah bir ilham hâlinde Nebi’sinin gönlüne bu zatlar hakkındaki düşüncesini ilham etmiş ve Allah Resûlü de onları Cennet’le tebşir etmiştir. Çünkü onların hepsi tebşire lâyıktırlar…
Burada şunu da ifade etmekte fayda var: Her hizmette ilk defa bayrağı çeken ve doğrulup ruhunun ilhamlarını her tarafa haykıran insanlar, hiçbir zaman unutulmamalıdır ve zaten unutulmamıştır da. Bu husus, günümüz için de aynıyla geçerlidir. İman ve Kur’ân davasına hizmet eden ve bu işin bayraktarlığını yapan insanlar ciddî sıkıntılar yaşamışlar ve işin bugünlere gelmesine vesile olmuşlardır. Bu insanlar sayesinde her şeyin düzlüğe çıktığını duyuyor ve biz biraz daha rahat ediyoruz. İnşâallah bizden sonra gelecekler, daha da rahat edecek ve belki de bizi hayırla anacaklardır.