İçeriğe geç

Allah Resûlü’nün çok kritik bir dönemde kendisine yardım eli uzatan bu sahabilerini de unutması mümkün değildir. Meselâ Efendimiz, Hz. Ebû Bekir’in, “Bana ümmet olacak biri yok mu?” sözü karşısında, “Ben varım yâ Resûlallah!” diyerek elini göğsüne vurmasını bilen o zatı unutmaz. Hz. Ömer’in “Lâ ilâhe illallah” dedikten sonra arkasına ashabı alarak Kâbe’ye gidip açıktan namaz kılmasını ve sahabenin hayırla yâd edilmesine vesile olacak onun böyle civanmerdâne davranışını asla unutmaz. Aslında kimse unutmaz ki, Efendimiz de unutmuş olsun.

Hz. Zübeyr b. Avvam da Efendimiz’in unutamadığı tali’lilerdendir. Allah Resûlü Mekke’nin bir sokağında dolaşırken birdenbire kılıcı yerde sürünen Zübeyr b. Avvam’ı görür ve sorar: “Nereye böyle ey Zübeyr?” Bunun üzerine Hz. Zübeyr şu cevabı verir: “Yâ Resûlallah! Senin yakalanıp şehit edildiğini duymuştum. Bu kılıçla onlara hadlerini bildirmeye gidiyordum.”

Yine Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), birkaç defa kendi kavim ve kabilesini toplayıp da, “Benim tebliğ ettiğim bu dini kabul edecek yok mu?” dediğinde her defasında “Ben varım yâ Resûlallah!” diyen o günlerde on-on iki yaşlarında bulunan Hz. Ali’yi unutamaz. Hendek Savaşı’nda Amr İbn Abdi Vüdd, hendeği atlayıp geçtiği zaman, Allah Resûlü’nün “Buna karşı çıkacak kimse yok mu?” diye ashabına seslendiğinde, o günlerde yirmi iki-yirmi üç yaşlarında bir genç olan Hz. Ali’nin her defasında “Ben!” demesini elbette ki unutamaz.

Medine’de nifak hıyaneti kol gezmektedir. Bu durum karşısında Allah Resûlü’nün günlerce uykusuz kaldığı olmuştur ve bir insan olarak o da istirahat etmek istemektedir. Ne var ki, dışarıdan gelecek olan tehlikeler karşısında evinin kapısında kilit bile yoktur.

7