Toplumdaki̇ Çeşi̇tli̇li̇k
Çeşitlilik, bizim toplumumuzun ve coğrafyamızın tabiî bir boyutudur. Anadolu’nun ırkî açıdan safkan Türk olduğunu iddia etmek çok yanlış olur. Çünkü millet olarak, Harbiye Marşı’ndaki “Yıldırımlar saçan bir ırkın ahfadıyız” ifadesinde de görüldüğü gibi, kaç defa Asya’yı çiğnemiş, Anadolu’yu baştan başa aşmış ve Rumeli üzerinden Batı yamaçlarına yayılmışızdır. Dolayısıyla Anadolu, değişik kavim ve kabilelerin yaşadığı bir yer olarak bir renklilik, bir zenginlik coğrafyasıdır. Bu gerçeğin kabul edilip seslendirilmesi, gelecekte bu çeşitliliğin bizim için bir problem teşkil etmeyeceğine dair nihaî bir çözüm istikametinde atılmış önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
Meselenin çözümü bence bir şiirde de ifade edildiği gibi, “Bil illeti, kıl sonra müdâvâta tasaddî” yani, “Sebebi, problemi, rahatsızlığı öğren ve ona göre tedavide bulun” tavsiyesi gereğince, çok değişik ırk, din ve dünya görüşündeki onlarca milleti, geçmişte nasıl bir arada idare edebildiğimizin sırrını kavramada yatıyor.
Bu konunun ayrı bir yanı da, bu çeşitliliğin bir zenginlik olarak kabul edilmesi gerektiğidir. Çok daha eski devirlere gittiğimizde, Anadolu’da Hititler’in, Frigler’in, Lidyalılar’ın, Romalılar’ın ve daha pek çok topluluğun bıraktığı zenginliklere rastlarız. Bütün bunlar, kültürümüze çok farklı zenginlikler katmışlardır. Selçuklular ise, Asya ve Anadolu kültürlerinin bileşimi diyebileceğimiz farklı bir kültür bırakmışlardır ki bu kültür, Osmanlı’yla zirvelere ulaşmıştır.
Bize sözlü ve yazılı olarak intikal eden bu kültür, milletimizi farklı bir toplum hâline getirmiştir. Kanaatimce, bu kültür zenginliğini eşsiz bir hazine ve güç kaynağı olarak gelecekte de çok iyi kullanıp değerlendirmemiz icap edecektir.