İçeriğe geç

Evet, kalb ve ruhun, lâhut âlemiyle münasebeti ancak ibadetlerle inkişaf eder. Rab’le münasebetin gelişmesi, bu mevzuda o azaların işletilmesine bağlıdır. Nasıl ki el ve ayakla yapılan hareketler, o istikamette el ve ayağın bir kısım şeylere alışkanlığını temin eder; öyle de kalb ve ruh, ibadetlerle bir kısım meselelere karşı yatkınlık kazanır, onlardan bir korku duymaz ve bedende bir yılgınlık hâsıl olmaz. Ne uykunun ağırlığı ne yemeğin lezzeti ne de hayattaki diğer başka zevkler, ibadetlere engel teşkil etmez. Bu vesileyle diyebiliriz ki nasıl ki küfür, bir bakıma alışkanlıklardan ibaretse Allah’a kulluk da alışkanlıklardan ibarettir. İnsan, çoğu zaman uyanık bir şuurla Rabb’e kulluk yapma imkânını elde edemez. Fakat kalb ve ruhta kazanılan alışkanlıklar, kulun Rab’le münasebetinde meydana gelebilecek boşlukları rahatlıkla atlatmasını sağlar. Mesela sabahın erken saatinde kalkıp soğuk su ile abdest almak nefsin ağırına gider. Bunun yerine o, rahat bir yatakta istirahat etmeyi tercih eder. Ama insan, kazandığı alışkanlıklarla bütün bu zorlukları aşar ve kalkıp namazını eda eder. Dolayısıyla Rab’le irtibatında bir boşluğa meydan vermez. Bir başka zaman ise kalb ve ruh, Cenâb-ı Hak’tan gelen meltemlerle ibadetleri duyma ve doyma içindedir, dudakta bin tebessüm gizli hâlde onları eda eder.

30