Bu âyetin nüzulü, ümmet-i Muhammed adına öyle bir nimettir ki birgün Hz. Ömer’le (radıyallâhu anh) karşılaşan bir Yahudi ona şöyle demiştir: “Ey Mü’minlerin Emiri! Kur’ân’da öyle bir âyet var ki, o âyet biz Yahudi cemaatine inmiş olsaydı o günü bayram ilan ederdik.” Hz. Ömer, onun hangi âyet olduğunu sorduğunda yukarıdaki âyeti zikretmiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer, tebessüm etmiş ve: “O âyetin nerede ve hangi hava içerisinde nazil olduğunu ve Efendimiz’in ümmetine tebliğ ettiğini Müslümanlar çok iyi bilir. O gün hem cuma hem de Arefe günü idi.”29 demek suretiyle her iki günün de bizim için bayram olduğuna işaret etmiştir.
Evet, âyetin indiği gün, ümmet için bir bayramdı fakat bu bayramın içinde büyük bir de hüzün vardı. Zira aynı âyet-i kerime, Efendimiz’in vefatını da haber veriyordu. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir din, bir sistem getirmiş, Allah’ın emriyle O’nu tebliğ ve temsilde bulunmuş, görevini tamamladıktan sonra da yine bir emirle Allah’ın huzuruna çağrılmıştı.