İçeriğe geç

Umeyr, sonunda Safvan’a ulaşır ve onu Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirir. Safvan, Allah Resûlü’nün huzuruna geldiğinde çok mahzundur ve Efendimiz’in yüzüne bakacak hâli yoktur. Aralarında şu konuşma geçer: “Ya Resûlallah! Umeyr, Senin bana eman verdiğini söyledi, bu doğru mudur?” Müsamaha ve hoşgörü insanı kendisine yakışan bir eda ile, “Evet, doğrudur.” der. Tekrar, “Ya Resûlallah! Senin getirdiğin şeylerin hakkaniyetini kabul ediyorum. Ancak bana iki ay mühlet vermeni istiyorum. Ta ki düşüneyim.” der. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Kureyş’in bu asil evladının Yermuk’te, Bizans karşısında bir er gibi sergileyeceği kahramanlıkları müşâhede ediyor gibi tebessüm ederek –iki değil– dört ay mehil verdiğini söyler. O ise daha birkaç hafta geçmeden huzura gelir ve Umeyr’i de gözyaşlarına boğacak, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûluhu” sözünü söyleyiverir.

4. Bütün Peygamberlerin Öğretisi Olarak İslâm

İslâm, Hz. Âdem’den günümüze kadar insanların düşüncede, tasavvurda, pratik hayatta ve iç âleminde her şeyini tanzim edip bunlara birer ölçü getiren ve vaz’ ettiği mizanla da bunları tartan sistemin adıdır. Bu sistem, insanı bir mekanizma hâlinde yaratan ve onu her şeyiyle görüp gözeten bir Zât tarafından ortaya konulması yönüyle oldukça kapsamlıdır. İslâm, dünyevî-uhrevî bütün meseleleri bir bütün hâlinde kendi bünyesinde toplamış; dünya ile ahiretin omuz omuza gelip kucaklaşmasını sağlamıştır. İnsan, bedeninin küçüklüğüne rağmen İslâm sayesinde, azamet ve ulûhiyetiyle nâmütenâhî olan Allah’la münasebet kurmuş ve kâinatla ilişkilerini ayarlamıştır. Dolayısıyla o, İslâm’da derinleştiği nispette âdeta sonsuz bir mahiyet arz eder. İslâmiyet’e ait bu derinlikler, aslında onun kendi tarifi içinde vardır ve nebilerin dilinde de ifadesini bulmuştur.

16